Beyin jimnastiği yapmak istiyorsaniz, hem film seyredeyim hem de bulmaca cozeyim diyorsaniz Primer’i (Kapsül) seyredin, seyrettirin.
Oncelikle sunu soyliyeyim filmin cekim, yapim maliyeti, oyunculardi, mekanlardi, muzikdi bilmem neydi toplam 7000$. Evet evet hersey dahil 7000$’a film cekmis adamlar. Ustelik filmin toplam suresi de 1 saat 14 dakika. (Son donemlerde dizilere kendini kaptirmis olan ve 1 saatten uzun birseyi zor seyredenler icin guzel) . Tum bunlara ragmen film Sundance Film Festivalin en iyi film odulunu almayi becermis.
Genel olarak filmin konusuna zamanda yolculuk diyebiliriz aslinda. Digerlerinin aksine konu biraz daha farkli islenmis. Zaman makinesi icat eden 2 arkadasin yasadigi olaylar anlatiliyor. Aslinda saglam bir butceyle, oyunculukla cok cok iyi olabilecek bir film belki de harcanmis. Gerek butcenin kisitli olmasi (yonetmenin soylemi her sahnenin bir kere cekildigi) gerekse de filmin toplam suresinin kisa olmasindan dolayi konu anlatimi biraz geri planda kaliyor ve aslinda olaylarin akisi nasildi, ne anlatilmak istendi kolay kolay anlasilamiyor. Bayagi elde kagit kalem an be an ne oldu ne bitti nasil oldu diye yaza yaza seyretmek lazim. Gerci o durumda bile yine de cok anlasilir olabilecegi tartisilir. Yonetmen aklindakileri tam olarak karsi tarafa yansitamamis, buyuk bir bolumunu seyirciye birakmis; ustelik ipucu vermeden. O yuzden diyorum ya, beyin jimnastigi yapmak isteyenler kacirmasin diye.
Seyrettim Butterfly Effect 2 ‘yi de gecen aksam. Oncelikle filmin hakkinin yenildigini dusunuyorum ben. Kotu dendigi icin ayni sekilde muamele yaptim ancak gecen okudugum bir yazi uzerine cikardim yeniden tozlu raflardan ve oturup seyrettim, sonra da kizdim kendime. Bir de milletin dediklerine aldiris etmiyordum sozde ?!
Kabul edilmesi gereken gercek muhakkak ki ilk filmin etkisi, buyusu, guzelligi, oyunculugu/oyunculari yok. O yuzden ilk filme gore kiyaslandiginda cok da iyi bir film diyemeyiz. Ancak kendi icinde bence basarili, seyredilesi ve hakki verilesi bir film. Oncelikle her ne kadar Butterfly Effect 2 olarak lanse edilmis olsa da bana 2. film olarak degil de ilk filmin yeniden cekimi gibi geldi. Zaten yonetmeninden senaristine, oyuncusuna kadar tum ekibin farkli olmasindan da anlamak mumkun. Yani 1. filmi seyretmeyen bir kisi rahatlikla bu filmi seyredip anlayabilir. Hatta bizim ilk filme gosterdigimiz tepkiyi bile gosterebilir. Bu yeni cekimde ilk filmin aksine hareketli goruntuler degil de fotograflar araci oluyor bazi seylere whistling.gif . Onun disinda film neredeyse ayni. Hatta bir ara yok artik bu kadar da aynisini yapmazlar herhalde demistim ki sonu ilk filmden farkli bitti ama soylemiyeyim simdi tongue.gif
Demem o ki ilk filmi seyredenler soylenenleri kulak arkasi edip oturup seyretsinler. Sanirim bu filmde de birinci filmle benzer bir konu islendiginden ve ilk filmi seyredenler uc asagi bes yukari olacaklari bildikleri icin begeniler biraz dusuk kaldi. Ama yine de bosa zaman kaybi oldugunu dusunmuyorum. Dedigim gibi ilk filmi seyretmeyenler icin “yeni bir film” gibi geleceginden daha cok begeneceklerdir ama ilk filmi bilenler icin hersey biraz siradan gozukebilir. Bir de ilk filmin oyunculari/oyunculuklari yok ama yine de seyir zevkini korumayi basariyorlar.
Simdiye kadar konusuyla, icerigiyle filmin adina bu kadar cuk diye oturan baska bir film gormedim, duymadim bilmiyorum. Filmin adinda iki kelime arasina bir bosluk koyup “Super Bad” yaparsak cok muthis olacak filmi ozetleyecektir. Bence adini Turkce’ye cevirirken de nazip davranmayip tipki orjinal adi gibi “Super Rezalet” koysalardi daha da iyi olurdu. Cok Fena olunca insan iyi acidan da dusunebiliyor.
Oncelikle Jonah Hill’e buradan bir cift lafim var eger bunlari okuyorsa. Yazik etmis kendine. Bu filmi yok sayip diger filmleriyle hatirlamaya calisacagiz artik tongue.gif
Filme gelirsem… Asil gelmesem de olur. Bi kere filmden 20-30 dakika sonra cikanlari anlamak mumkun degil? Herhalde jeton kareliymis tongue.gif Madem cikacaksin ilk 30 saniye icinde niye cikmiyorsun. Daha onceden de yazmistim genelde filmde cok fazla kufur oldugu, belaltina vurdugundan dolayi begenilmedigini. Sasirmistim ki genel olarak kufurlere guleriz biz. Ancak konusmalari takiben devam eden 10 saniyelik zaman diliminde sebebini cok iyi anladim. Zaten niye 20-30 dakika bekledileri de o yuzden dedim ya. Sadece ve sadece 10-15 saniye filmi seyretmek gidisat icin cok kesin ipuclari veriyor.
Oncelikle filmi siddetle ve siddetle hic kimseye tavsiye etmiyorum. Bu tavsiye etmeme sebebim kufur (aslinda kufur sayilmiyor asiri derecede cinsellik diyelim) vs degil bilakis hic bir komedi unsuru bulundurmamasi. Bu tarz genclik filmlerinin yanilmiyorsam cikis noktasi 1999′da cikan American Pie (Amerikan Pastasi) serisidir. Onlarla beraber baslayan bir akimdi. Ergenligi yeni yeni ogrenmeye baslayan genclerin hikayesinin anlatildigi yeni bir kultur. Her ne kadar bazilari bana katilmasa da bence gayet iyi bir filmdi ilki. Cunku dozu iyi ayarlanmisti. Salt olacak cinsellik yoktu; komediyle iyi bir sekilde birlesmisti. Ama o gunden bu gune gerek ayni seride gerekse de ayni icerige sahip filmlerde giderek abartilan cinsellik, rezillesen diyaloglar, yerlerde surunen oyunculuk ve konular bugunlere gelmemizi sagladi. Son ornek olan Superbad filminde de bunlarin hepsi doruk noktaya cikti. Hicbir anlami olmayan, tamamiyle gereksiz olan +30 icerige sahip diyaloglar, sacma sapan bir konuyla birlesince ortaya gercekten “Superbad” bir film cikiyor.
Demem o ki gitmeyin, seyretmeyin filmi. Hersey bir kenara kesinlikle komik degil. Bir iki kere belki tebessum etmenize neden olacak ama o kadar. Bosa gecen ortalama 2 saat.
Ilki 2006 yapimi Inside Man (Iceride Adam) olacak. Film en iyi hirsiz filmleri listemin ilk 5ine girmistir kafadan. Polis tarafinda dedektif rolunde Denzel Washington, hirsizlarin tarafinda ise Clive Owen yer almaktadir. Her ikisi de kendi rolunun hakkini fazlasiyla vermis. Denzel Washington icin birsey soylemeyecegim ama Clive Owen harikaydi bence filmde. Bir kere her hareketi, her konusmasi, her bakisi karizmatikti adamin. Umursamazligi, sogukkanliligi muthis tipki zekasi gibi. Tum detaylarina kadar dusunulmus, kusursuzca uygulanmis bir plan ve soygun. Aaa neredeyse Jodie Foster hanimefendiyi de unutuyordum. Tum guzelligiyle filmde yerini aliyordu o da. Film oldukca iyiydi. Yeteri miktarda aksiyon, bol miktarda surpriz vardi. O yuzden herseye hazirlikli olun derim.
Ikinci tavsiye filmim bir Tim Burton yapimi. Daha dogrusu kutsal ikili Tim Burton ve Johnny Deep yapimi diyeyim. Bu ikisinin bir araya gelip de seyredilmese de olur denilebilecek filmi var mi cok merak ediyorum. Filmin adi Edward Scissorhands - 1990 (Edward Makaseller) . Edward, bir mucit tarafindan yaratilmis biri. Herseyi tamamlanmis; elleri haric. Ellerini yapamadan yaraticisi oluyor ve makas elleriyle bir basina kaliyor koca satoda. Sans eseri bir satici tarafindan bulunup insanlarin arasina karisincaya kadar da orada geciriyor omrunu.
Film en basindan en sonuna kadar buram buram Tim Burton kokuyor. Mekanlarin secimi, sahnelerdeki o enfes renk cumbusleri, ozenle secilmis karakter ve kiyafetler ve basrol oyuncumuzun o siradisi makyaji. Johnny Deep’in genclik yillarini seyrediyoruz filmde. O zamanlardan belliymis ileri de ne olacagi. Filmde elleri makastan olan Edward’in kisa ama hareketli dis dunyadaki hayati anlatiliyor. Insan arasina karismasi, o hayata uyum saglamaya calismasi, ona gosterilen ilgi, insanlarin cikarlari icin yapabilecekleri ve birden herseyin altust olmasi. Insanlarin nasil bir anda degisebilecegi. Bu yuzden basit bir filmden ziyade -anlayana- bol miktarda gondermeler de mevcut.
Son olarak da biraz daha Hollywood havasindan uzak sade ancak kendi icinde guclu bir film. Avustralya yapimi “2:37″. Cannes film festivalinde, film 17 dakika boyunca ayakta alkislanmis. Bir diger dikkat cekici nokta da filmin yonetmeni Murali Krishna Thalluri 1984 dogumlu. Daha 20lerinde ve 2:37 ilk filmi. Ancak cikardigi isi gordukten sonra onunun cok acik oldugunu ve onumuzdeki yillarda cok daha fazla ust duzey filmlerini seyredecegimizi soylemek mumkun.
2:37, birbirinden farkli 6 kisinin/ogrencinin bir gunluk okul hayatlarini konu alan bir film. Saat 2:37′de gerceklesecek olan bir olayi geriden itibaren seyrediyoruz. Filmin islenisi bir kere cok basarili. Biraz belgesel havasinda geciyor. Tek duze bir islenis yerine karakterlerin anlatimiyla suslenmis. Arada filmden ayriliip karakterlerin kendilerini tanittiklari, birseyler anlattiklari bolumler geliyor sonra tekrar filme donuyoruz. Bu yuzden sıkıcılık diye birsey soz konusu olmuyor. Ilk bakista birbirinden farkli ve ayri gibi gorunen bu 6 kisinin aslinda birbirleriyle ne kadar da baglantili oldugunu goruyoruz. Hic derdi tasasi yokmus gibi gorunenlerin bile kendi iclerinde ne buyuk mucadeleler verdiklerini anliyoruz. Ancak bu kadar baglantili olsalarda yine de insanlarin bir o kadar da birbirlerinden kopuk oldugunu gosteriyorlar bize; ustelik en aci sekilde, icimizi sizlatacak bicimde. Seyretmeyenler mutlaka ama mutlaka seyretsinler.
Siworae (Il Mare) ‘i seyrettim. Bakmayin boyle adinin acayip durduguna eminim ki bir cogunuz seyretti. Fakat siz adini The Lake House (Gol Evi) olarak biliyorsunuz tongue.gif Hani biz kendi senaristlerimizi, kendi sinema sektorumuzu sucluyoruz ya alinti senaryolarla dizi/film yapiyorlar diye. Isin asli Hollywood da pek farkli degilmis tongue.gif Ustelik onlar bizden de acimasizlar.
Siworae (2000), 2006 yapimi The Lake House’un orjinali diyebilirim. Guney Kore yapimi bir film. Filmi anlatmaya gerek yok sanirim zira Gol Evi’nden biliyoruz tongue.gif Farkli zamanlarda yasayan iki kisinin bir posta kutusu ile mektuplasmaslari uzerine kurulu bir hikaye. Bugun Siworae’yi agzim acik seyrettim. Ilk etapta tamam benzerlik olabilir vs demistim ama farkettim ki birakin konu benzerligini, mekan benzerligini diyaloglar, mimikler, hareketler bile neredeyse tipatip ayni. O derece yani. Bildigimiz copy/paste olayi. Ustelik Siworae de bazi seyler daha detayli anlatilmis, Lake House’da ise ustun koru gecilmis. Ayrica Siworae’yi seyrettikten sonra Lake House’da nicik Keanu Reeves’in oynadigini da anlamak mumkun tongue.gif Neredeyse Guney Koreli arkadasimizin aynisi.
Buradan ozgun eserler cikariyoruz diye seyircileri yiyen Hollywood tayfasina selamlarimi gondermek istiyorum
Dun aksam bizim cocuklardaydim. Gerci biraz ayakustu oldu, Zeki’yle tiyatroya gitmeden once soyle bir ugrayip cikacaktik. Saolsunlar unutmamislar, unutmamak yetmiyormus gibi birde enfes bir cikolatali pasta almislar :P . Gerci pastanin ustune “Iyi ki dogdun” yerine yanlislik “Niye dogdun” yazmis pastaci ama olsun napalim olur boyle seyler dedik :P
Big Fish muthisti her acidan. Her Tim Burton filminde oldugu gibi kostumunden dekoruna kadar hersey olaganustu. Adamin filmlerde yarattigi atmosferin tadi bambaska oluyor. Filmin anlatimi, betimlemeler cok iyi. Bir kaptirdiniz mi bir daha filmin sonunda kurtarabiliyorsunuz oradan kendinizi. Yillar sonra babasinin kanser oldugunu ogrenen oglunun babasinin yanina donmesini ve babasinin ona anlattigi hikayelerin gercekliginin pesine dusmesini anlatiyor. Herseyin bir masal ayni zaman her masalin da bir gerceklik oldugunu gosteriyor. Seyretmeyenler icin kacirilmamasi gereken bir eser.
Iris’i seyredip sevenler eminim ki The Notebook’u da begenecektir. Romantik filmlerden pek hazzetmesem de film konusuyla kendini izlettirmesini biliyor. Amerika’nin Seabrook kasabasinda baslayan bir askin inisli cikisli oykusu anlatiliyor. Sıkılmadan izlenebilecek bir film.
The Lake House (Gol Evi) de Sandra Bullock icin izlenmesi gereken bir film. 2000 yapimi Frequency (Frekans) filminin romantizm ogeleriyle guncellestirilmis bir hali aslinda. Farkli zamanlarda yasayan Alex ve Kate’in birbirlerine notlar yazarak baslayan arkadasliklarinin oykusu anlatiliyor. The Lake House’un orjinali sayilabilecek Siworae icin; http://blog.murateray.com/2007/11/03/siworae/
1408 gectigimiz gunlerde vizyona girmisti. Fragmanlar seyredilecekler listeme girip girmemesi konusunda etkilidir filmlerin. Sanirim Transformers’a gittigimde gormustum fragmanini; fena birseye benzemiyordu. Nihayet gecen hafta seyrettim. Stephen King uyarlmasi film. Doga ustu olaylarla ilgilenen Mike Enslin’in 1408 nolu odada basindan gecenleri anlatiyor. Film bence oldukca basariliydi. Jumanji havasi vardi; olaylarin meydana gelisi, akisi. Gorsellik, efektler yerindeydi. Yer yer rahatsiz etse de guzeldi. John Susack harikaydi. Oynamis adam. Samuel L. Jackson abimin toplasan 5 dakikalik rolu bile filme tad katmaya yetti. Bu arada filmin iki sonu varmis. Mutlu sonlarin para ettigini dusunduklerinden sinemada film mutlu sonla bitiyor ama DVDsinde sonuclar biraz daha farkli. Sinemada seyredenler alternatif son icin youtube’a bakabilirler.
Oldukca uzun bir suredir bekledigim Karayip Korsanlari’nin son bolumu de nihayet cikti da seyrettim. Korsanlarimiz bu sefer 2. bolumde olen Jack Sparrow’u kurtarmak icin is basindadirlar.Karayip Korsanlari cok ilginc bir seri oldu. Seri filmler genelde dibe dogru giderdi (henuz iyilesenini gormedim; Gelecege Donus haric biggrin.gif). Karayip Korsanlari’nin ilk filmi bence cok iyiydi Johnny Deep formunun zirvesindeydi. 2. film ise husrandi bana gore. Efekt konusunda citayi yukseltmis olsalar da ilk filmin kalitesinden cok uzakti. 3. film ise ilk iki filmin arasina girebilir sanirim. Ilk filmden yine de cok uzak ama seyir keyfi 2. filmden cok daha iyi. Zaten Jack Sparrow karakteri izlemek icin gecerli bir neden, yanina Keira Knightley’i de koyarsak yeterli olur. 3. filmde artik gorsel efekt acisindan da zirveye ulasmislar. Abartidan uzak, sade ama oldukca etkileyici. Ilk iki filmi seyreden bunu da seyretsin. Gorunuse gore 4, hatta 5. film de geliyor; bitti diye sevinmeyin yani tongue.gif
Bir diger vizyon filmi de I Now Pronounce Chuck and Larry (Damadi Opebilirsin). Adam Sandler’in ve Kevin James’in muthis performansiyla seyrederken sizi yer yer kahkahaya bogabilecek bir film. Itfaiye’de birlikte calisan iki arkadasin evlilikleri ve basindan gecenleri konu aliyor. Ozellikle escinsellik iliskisi uzerine oldukca fazla gonderme yer aliyor. Adam Sandler hayranlari eminim ki kacirmamistir, onun disinda sıkılmadan zaman gecirmek isteyenler de seyredebilir.
Eskilerden de ne zamandir arsivde bekleyen Stay (Gitme Kal)’i seyrettim. Psikiyatr Sam Foster’in hastalarindan biri 21. yas gununde hayatina son vermeyi planlamaktadir. Hikayemiz bu gencin intiharini durdurmaya calisan insanlarin etrafinda geciyor. Filmin konusunu bir kenara birakirsak sadece muzikleri, ve sahne gecisleri bile izlenmesi gereken bir film. Sahne gecisleri gercekten muthis. Tam bir gorsel solen sunuyor bizlere. Bunun yaninda muzikler de bu solene eslik ediyor. Filmin konusuna deginmiyeyim zaten sonunda siz herseyi anlayacaksiniz. Seyredilmesi gereken bir film bence.
Stay ile ilgili birseyler okurken film icin Jacob’s Ladder 2 tanimlamasi yapiliyordu. 1990 yapimi olan Jacob’s Ladder’da bir Vietnamli askerin evine geri dondukten sonra basindan gecen garip ve anlam veremedigi olaylari cozme mucadelesi konu aliniyor. Temelde birbirine benziyor olsada (aradaki 15 yillik zamani da goz onunde bulundurursak) Stay bir kac gomlek ustun elbette ki.
Bir diger adini bu filmlerle beraber duydugum Mulholland Dr. idi . Seyrettikten sonra bu filmlerle pek ilgisi olmadigi gorulse de yine de seyretmeyenler cok sey kaybetmis demektir. Hollywood’da Mulholland yolunda meydana gelen kazayla baslayan olaylarin ic yuzunu ve aslinda hicbirseyin goruldugu gibi olmadigini anlatiyor. Kurgusuyla zaten film alip goturuyor. Mutlaka gorulmesi gorulen filmlerden biridir kendisi.
Hollywood’dan bu kadar yeter. 3 tane de farkli oneri yapayim musade varsa; Alman, Ispanyol ve Rus sinemalarindan.
Su aralar vizyona girmis olan (veya girecek olan) Rus yapimi Day Watch’un ilk filmi olan Night Watch (Gece Nobeti)’ini izledim. Aydinlik ve Karanligin gecmisten gunumuze kadar olan savaslarini konu alan basarili bir film. Film bir seri ve ilk 2si vizyona girdi; devami da seneye yanilmiyorsam vizyona girecek. Konu olarak bence oldukca iyiydi; benzer nice Amerikan filminden cok daha kaliteliydi. Ustelik film -yanlis hatirlamiyorsam- 4 milyon dolar gibi komik bir butceyle cekilmis. Buna karsin birakin eksigi her acindan fazlasi vardi. Turu sevenler icin guzel, izlenesi bir film.
Alman sinemasindan tavsiyem The Edukators olacak. Kapitalist sisteme karsi mucadele veren 3 arkadasin basindan gecen olaylar anlatiliyor. Kendilerine Edukators (Egitmen) diyen 3 arkadasin zenginlerin evlerine gizlice girip esyalariyla degisik calismalar yapip mesaj vererek evlerinden ayrilmalarini konu aliyor. Ozellikle kapitalist duzenle ilgili bol miktarda gondermeler mevcut. Filmin muzikleri, kurgusu filmi oldukca keyifli ve seyredilesi kiliyor. Ayrica filmin cekildigi ortam da muthis; manzaraya hayran kaldim tongue.gif
Son olarak Ispanyol sinemasindan The Machinist filmini onereyim hemen. Film Memento ve Fight Club gibi iki basyapitin arasinda bir film. Bu yuzden mutlaka izlenecekler listesinde yer almasi gerektigine inaniyorum. 1yildan beri uyku sorunu ceken ve uyuyamayan Trevor Reznik’in hayatini ve bilincaltinda yasadiklarini anlatiyor. Filmin grimsi atmosferi, Christian Bale’in muhtesem oyunculugu ve kurgusuyla muthis bir 2 saat gecirmenizi sagliyor.
Mangalcilik ve Kebap Sporlari Toplulugu. KTUDAKS ekibinin bu yeni olusumun onculeri oldugunu aman Ersan hoca duymasin yakar hepimizi :-)
Cok fena sardik valla bu mangal isine, gezip tozma isine. Bundan sonra nasil daga gidecez, nasil yatip kalkacaz hic bilmiyorum. Insani sogutuyor dagciliktan. Hep İbo’nun yuzunden. O sardi bu isi basimiza. Hayir adam bi de oyle lezzetli yapiyor ki bu mereti insan donup arkasini gidemiyor da. Ama yok daha olmayacak, bu sondu. Son bu. Son olacak. Iyi peki tamam bi tane daha olsun, ondan sonra son olur…
Bayramin ikinci ve ucuncu gunu Limni Golu’ndeydik. Aslinda Vercenik’e gidecektik ama planlarda degisiklik olunca Limni’de karar kildik. Zigana’ya ciktiktan sonra 7 km gidip gole variliyor. Yeri cok guzel, mesire yeri olarak yapmislar korumaya almislar. Iyi de olmus, yoksa mahvederdiler orayi. Normalde mangaldi, cadir kurmaydi falan da yasak; ama bizim yerimiz bask tabii :)
Biraz gec ciktigimizdan aksam ustu anca varabildik Limni’ye. Zigana ciktigimizda usumeye baslamistik; taa ki mangal yanana kadar. Gerci mangaldan once 12 kglik cadiri (!) kurduk. Gerci agirligi boyutlarina gore normal. Kirk yil dusunsem icinde ayakta durabilecegim kadar genis bir cadir olacagini tahmin edemezdim. Cadiri kuruyorsun, daha sonra icine iki tane oda kuruyorsun ve bi minibus dolusu esyayla beraber 9 kisiyi rahat rahat barindirabiliyorsun.. Eyy ulu cadir; sen nelere kadirsin oyle.
Limni Golu’nde yaptiklarimizi pas gecebilirim zira fotograflar anlatiyor herseyi. Bu sefer ki daha bile guzeldi. Mangalda kizaran seyler bu sefer kofteydi. Kofte veya et yakisiyor mangala; kokusuyla, tadiyla. Digerleri pek sarmiyor; hele ki dag ortaminda. Bol miktarda kofte ve diger yan tuketim malzemelerini tukettikten sonra atesimizi yakip basinda cekirdek citlattik. Sonra da uyuduk… Uyuduk… Yani uyuduk herhalde :P Ertesi gun donuste de Gumushane’nin elmalarini, armutlarini, eriklerini talan ede ede geriye donduk. Elmalar neyse de o armutlar nasil lezzetliydi oyle yahuuu…
Mangala hazirlanirken yiyici ekip :)
![]()
Bunlar da mangal ekibimiz. Ocak basi ibo ve asci yamagi Sercan.
![]()
Herkes sofrada yerini aldi ve mucadele basladi :)
::
:: ![]()
Ates yandi, herkes yerine otursun :)
::
:: ![]()
KTÜMaks ekibinin toplanti yeri; Caydanlik :P
![]()
KTÜMAKS cekirdek ekibi; Sol bastan itibaren İbo (Baskan), Niho(Es durumundan dolayi Baskanin da Baskani), Serco (Kontrollu Yiyici), Beno (Kontrolsuz Yiyici) :P
:: ![]()
Kendime bayram hediyesi aldim :P . Eski monitorum artik sadece cift gostermekle kalmayip yer yer cikardigi cizirti ve kiprasimlarla her an yuzume patlayacak izlenimi veriyordu. Bende girmistim kac zamandir niyetine ki Gold’un kampanyasini gorunce almaya karar verdim, alsim 22″lik Samsung 226BW ‘mi.
Aslinda oldukca uzun zamandir niyetine girmistim bu monitorun ama iste ancak nasip oldu. Son donemlerde bilgisayarda neredeyse surekli film vs seyrediyordum ve CRT’nin kare ekrani artik can sıkmaya baslamisti. Hem 22″ (55 ekran)lik alan, hem de genis ekran olmasi filmlerin tadini daha bi arttirdi. Monitoru kurduktan sonraki ilk isim film seyretmek oldu; yuzumde koca bi gulumsemeyle :D . Monitorun siparisini netten verdim, ozellikle olu piksel sorunundan dolayi endise ediyordum ki neyse ki o konuda da sansli gunumdeymisim sorun cikmadi. Onun disinda zaten eksi birseyi yok bence, cok şık ve kullanisli. Ozellikle gormek istedigim herseyi cubuk kaydirmadan tek bir ekranda gormek apayri birseymis onu anladim :D