m.eray:Günlük

How I Met Your Mother

Thursday
17 Jan 2008

Az once okudugum bir yaziyla yikilmam uzerine bu satirlari yazma ihtiyaci hissettim bi anda. Ne de olsa artik yoklar, paylasabilirim :P

Belki duyan sansli insanlar vardir aramizda, duymayanlar da duysunlar bi an once oturup izlemeye baslasinlar. 3. sezon 11. bolumuyle mevcut senaristler grevine apar topar bir sekilde kurban gitti dizi. 20 dakikalik, her bolumu bir solukta (kahkahalar arasinda aldiginiz soluk diyeyim :P) seyredilen bir komedi dizisi.

How I Met Your Mother

Ozetle 2030 yilindaki Ted Mosby’nin cocuklarina 25 yil once anneleriyle nasil tanistiklarini anlattigi hikayesinden ibaret. Aslinda annesiyle nasil tanistigindan cok Ted, 5 arkadasiyla birlikte New York’ta gecen hayatlarini paylasiyor. Kadro olaganustu. Tanidik olarak bi American Pie serisinden hatirlayabileceginiz Michelle karakterini oynayan Alyson Hannigan var. Onun disinda cok da adi sani duyulmus birileri yok. Ara ara bolumlerde taninmis simalara yer veriyorlar.

Cok da anlatilacak birsey yok aslinda. Yani oyle duzgun giden bir konusu yok. O yuzden en iyisi mi bi sekilde temin edin, oturun izleyin. Guvenin bana pisman olmayacaksiniz. Gorup gorebileceginiz en iyi sitcomlardan biridir; bu kadar da iddiali diyorum.

Seyredenlere not:
Bu arada dizi dedigim gibi WGA grevi nedeniyle -simdilik- iptal edilmis gorunuyor. Yapimcilarin internette yazdiklarina gore olur da yeni bolumleri yayinlanmazsa anne the coat check girl (1×5′de Robin Ted ve Barney’i Okay adinda bir gece kulubune goturuyor. Orada Ted’in konustu vestiyer kiz(mis) .

Unutmadan hazir yeri gelmisken tadi damaginizda kalirsa -ki kalacak, adim gibi eminim :P- Eskilerden 4 sezonluk Coupling (orjinal olani, ingiliz yapimini)’i bulup seyredin. O da oldukca keyifli, cok komik bir seriydi.

Tuesday
15 Jan 2008

Martian Child yani Merhaba Dunyali filmini sinema seyretme gafletinde bulundum. Vizyonda dogru durust film kalmayin ehh napalim bari buna girelim diyerekten girdik filme. Bir de “Salon VIP” adi altinda bir salondaymis film. Hem girmisken salonu goruruz dedik; demez olaydik. Yeni bir salon/sinemada film seyrederken ilk 5-10 dakika filme odaklanmak yerine salona odaklanirim. Salon nasil, goruntu/ses nasil, ekranin/hoparlorlerin yerlesimi nasil, koltuklarin konforu vs nasil diye bakarim ki tekrardan o salonda film izleyip izlemeyecegime karar verebileyim. Kelimenin tam anlamiyla rezil bir salonda. Muhtemelen bos kalan bir odayi ?! degerlendirmek icin uc bes sandalya koyup salon yapmislar. Deri koltuklar iyi guzel de yamuk, açılı yerlestirilmis bir perde, gidip gelen goruntu, stereo bile sayilamayacak kadar kotu bir ses duzeni, en yuksek sesi bile bastirabilecek derecede gurultulu calisan bir projektor. Daha ne diyeyim bilmem ki.

Neyse onu bir kenara birakip filme gelelim. Film aslinda herseye ragmen yine de aile seyredilebilecek orta halli, keyifli bir film. Basrollerde gectigimiz haftalarda vizyonda olan 1408′den John Cusack ve kucuk Dennis rolunde olaganustu bir performans sergileyen Bobby Coleman yer aliyordu. Filmi degerlendirirken ilk yari ve ikinci yari olarak ikiye ayiriyorum ben. Ilk yari da Kevin Spacey’in K-Pax tadini alirken ikinci yarida film 180 derece donerek Problem Cocuk kivaminda sona erdi. Ondandir ki cok buyuk umutlar verip hayal kirikligiyla sona erdi.

Spoiler icerebilir!!!!


Kucuk Dennis cocuk yuvasinda kalan ailesi tarafindan terkedilmis bir cocuk. Terkedilmenin verdigi acidan olsa gerek kendisini Mars’tan gelen, Dunya’da tamamlamasi gereken gorevleri oldugunu dusunen ve bu gorevleri tamamlamak icin calisan bir Marsli olarak biliyor. Buna bizleri de inandiriyor. Soyledikleri, hal ve tavirlari, soyledikleriyle bizleri de buna inandiriyor. Gercekten Mars’tan gelmis olabilir miydi? Ilk yari bu sorularla, bizi sasirtmasiyla geciyor. Sadece bizi degil, onu yurttan alip evlat edinen David’i de sasirtiyor. Ikinci yarida da Yine Dennis’in mucizelerini seyrederken bir taraftan David’in git gelleriyle ilgileniyoruz. An geliyor o da inaniyor Dennis’e an geliyor gercek dunyaya donuyor. Sonra hep birlikte film sonuna gelirken ogreniyoruz ki Dennis aslinda sizin bizim gibi dunyaliymis. Ailesinin onu terketmesi o kadar dokunmus ki kendisini Marstan geldigine inandirmis. O yuzdendir ki ikinci yarinin sonunda kendimi Problem Cocuk bilmem kaci seyrediyormus gibi hissettim, uzuldum. Yaramaz bir cocuk, yurtta kimse tarafindan istenmiyor. Sonra bir gun biri cikip evlat ediniyor. Ama onun da burnundan getiriyor. Ve filmin sonunda baba-ogul birbirine kaynasiyor, mutlu mesut bir omur geciriyorlar…

Tum bunlara ragmen dedigim gibi yine de izlenebilecek bir film. Tum aile keyifli bir iki saat gecirebilir film karsisinda. Ozellikle baba-ogulun konusmalari cok iyiydi. Ve Bobby Coleman, hal tavir davranis bakis konusma. Her acidan olaganustuydu, muthis bir performans sergilemis.

Listemizin ikinci sirasinda ise Mr Woodcock var. Bu film icin o kadar fazla konusmayacagim, cunku konusacak bir sey yok. Cok siradan, hatta vasat denilebilecek bir komedi ?!. Filmde Amerikan Pastasi’ndan tanidigimiz testesteronlari zirvede gezinen Stifler’i goruyoruz. Ancak gecen zaman icinde cok uysallasmis. O bildik tavirlari, hareketleri yok. Mulayimlesmis burada tongue.gif . Ne o ne de Billy Bob Thornton kurtaramamis.

Siradisi kahramanlara, super kahramanlara alisigiz hepimiz. Hepsini taniriz, severiz. Hepsinin de amaci elbetteki bizleri, dunyayi kurtarmak. Superman, batman, spider man boyle gorduk boyle bildik onlari. Peki ya hepsi onlar gibi degilse ?. G-Girl rolunde Uma Thurman iste bu bildik super kahramanlar disinda kahramanlar oldugunu da bize gosteriyor. Zamani oldugunda o da dunyayi kurtarmak icin elinden geleni yapiyor ama oncelikleri var; yeni edindigi sevgilisi ve beraberinde gelen kiskanclik krizleri. Dusunseniz super guclere sahip bir sevgiliniz var ve ondan ayrilmak istiyorsunuz? Romantik Komedi tadinda yine orta sekerli, vakit gecirmek icin seyredilebilecek bir film olmus. Ama yine de cok bir sey beklememek lazim.

Aaa yeri gelmisken onun yerine Will Smith’in “Hancock”unu bekleyin. Super kahramanlar camiasina uyusuk, tembel ve keyifli bir kahraman daha geliyor cok yakinda.

Lafi cok uzattim o yuzden Twelve Monkeys’i kisa keseyim. Zaten anlatmaya gerek yok filmi. Basrollerde Bruce Willis ve Brad Pitt var. Devam edeyim mi?

Karlar düşeeer

Wednesday
9 Jan 2008

Kar istiyorum ben! Kış mevsimi dedigin karsiz olur mu yahuu?! . Eskiden Kasim geldi Aralik geldi dedin mi yagardı kar. Simdi bekle ki kar yagacak da ohooo… Ne anladim ben o zaman kıştan? Son 2-3 haftadir da zaten feci bir kuru soguk var, akillara zarar. Iki kere ipten dondum ucuncude cok feci sifayi kapacam ama du bakalim. Bi kar yagsa, hadi kari gectim yagmur yagsa azicik isinacak havalar ama yok yok yok… Evet kisi seviyorum ama ama kuru kuru sogugu degil. Bir kar, bir yagmur olmadiktan sonra olmaz olsun oyle kış!

Neyse ki bugun ezdim ama kar kisa sureli de olsa. Zigana’ya gitmistim sabah. 26-27 Ocak’ta Gumushane Valiligi’nin duzenledigi 2. Kis Senlikleri var. Senlikle ilgili olarak, yapilacak tirmanis ve diger teknik etkinlikleri KTUDAKS olarak biz organize edecegiz. Bugun de onla ilgili olarak Zigana’ya gittik Raif Hoca’yla. Guzel, temiz, taze kar vardi; bir taraftan da yagmaya devam ediyordu. Valla temiz, taze kari ezmek de baska bir keyifliymis.

Hayirlisiyla kar mevsimini de actik artik. Bundan sonra insallah buralara da yagar da rahat rahat evden fazla uzaklasmadan da basariz karlarin uzerine :P

Friday
28 Dec 2007

Onumuzdeki gunlerde bi bos zaman bulabilsem bu konuyla ilgili ufak tefek bir iki projem var ama hic yakin gelecekte olacak gibi durmuyor. Bu aralar zaten internette evde dogru duzgun calismiyor, can sıkıntısından, evden cikmadan once ufak bir deney tarzinda birseyler yaptim. Gerci kotu de durdu. Insanlar benim gibi bi tanesinden kurtulmaya calisirken bu kadar cok murat’la ne yapacaklar bilmiyorum. Onlara da yazik. Vaz mi gecsem acaba :hmmm: :P

cok.jpg

Monday
24 Dec 2007

Bayramin son gunu, akabinde de vize ve proje telasi olacagindan olsa gerek film seyredeyim dedim. Seyredeyim ki sonradan okul kosusturmacasi icinde bir de canim cekmesin. Reign Over Me’yi seyretmistim, ustune ne zamandir merak ettigim Stardust’i seyrettim. Yatmadan once de cerez niyetine bi porsiyon animasyon aldim; Surf’s Up.

Adam Sandler’i severdim, severim. Bundan sonra da sevecegim gibi duruyor. Boyle oyunculari, oyunculuklari takdir ederim. Insanlarin uzerine yapismis olan rolleri/imaji silmek zordur. Cok cok iyi olacaksin ki insanlar seni kabullensin. Mesela bir Jim Carrey ornegi var. Adami yillarca komedi filmlerinde seyrettik. Jim Carrey adini duyunca aninda yuzumuzde bilinmez bir gulumseme olusur. Ama ne yapti beyimiz, son 2-3 yilda komediyi bir tarafa birakip dram, gerilim filmlerinde rol aldi. Beceremez dediler, yakismaz dediler ama o kadar iyi kotardi ki o kadar basarili oldu ki bu seferde Jim Carrey’i komediyi biraksin artik bu tarz filmlerde rol alsin seklinde soylemler basladi. Adam Sandler da ayni yolda emin adimlar atmaya basladi diye dusunuyorum. Komedi filmlerinde basarili ve yeri geldigince gercekten komik oluyor. Reign Over Me de de gordugumuz uzere gerektiginde pekala cok ciddi de olabilir, aldigi rolun hakkini fazlasiyla verebiliyor. Bu tarz filmlerin devamini da bekliyoruz kendisinden.

Reign Over Me filmi de gercekten cok iyiydi. Nedendir bilmiyorum ama zaman zaman Forrest Gump’i cagristirdi bana. Yeni donem Forrest Gump’i gibiydi Charlie Fineman. Forrest kosuyordu, Charlie ise motorlu scooteriyla dolasiyordu. Charlie’nin hali tavri, tepkileri, hareketleri icten ice Forrest Gump’i hatirlatti. Elbetteki filmler, konular tamamen farkliydi ama yinede vardi cozemedigim birseyler. Her ne olursa olsun Adam Sandler cok iyiydi. Adam (Turkcede yer alan bildigimi adam; adam gibi adam) resmen yasamis karakteri, hani rol yapiyor canim diyebilecek bir yapaylik yoktu ortada. Ayrica Adam Sandler’in yaninda Don Cheadle da oldukca basariliydi. Ayrica zaman zaman ortaya cikan Liv Tyler’i da gormek guzeldi, icimizi acti filmde. Ama gorunuse gore yaslaniyor sanirim o da.

Film muzikleri de cok iyiydi. Atmosfere cok iyi oturmus. Genel olarak guzel gidin filmin son yarim saati gercekten vurucuydu. Cok kotu vurdu gecti.

Aaa bir de unutmadan Charlie’nin cantasi vardi (Forrest Gump’in kutusu gibi birsey ummustum). Cok bekledim o cantadan birsey cikacak diye ama i-iih birsey cikmadi. Filmin basindan sonunada kadar ayni canta ayni sekilde boynunda duruyordu ki afiste de var o canta. Herhalde icinde birseyler var ki bu kadar gozumuze sokuyorlar, filmin sonunda cikar ortaya dedim ama birsey cikmadi. Ayip ettiler, insan icine birsey koyardi yahuu.

Izleyin, izlettirin.

Stardust filmi The Golden Compass ile hemen hemen ayni anda girdi vizyona. Gecenlerde seyretmistim sinemada onu da (The Golden Compass ). Cok ilginctir her ikisi de benzer ayni zamanda da cok farkli. Ikisi de fantastik ogeler iceriyor ikisinde de bir toz hikayesi mevcut her ne kadar birbirinden farkli da olsa. Zaten benzerlikleri de bu kadar. Dahasi yok :P . The Golden Compass’in aksine Stardust basli basina bir film. O yuzden seyrettiginizin filmin sonunda neler olup bitiyor ogreniyorsunuz, film bittikten sonra “hö?!” diye kalmiyorsunuz.

Filmi cok begendim ben. Asiriya kacan fantastik ogelerden cok da haz ettigim soylenemez. Burada o asiriligi gormedim, en azindan gozumuze gozumuze soktuklari bir durum yoktu bence. Oyunculuklar iyiydi, goze batan siritan birsey yoktu. Diyaloglar ne cok uzundu ne de cok kisaydi. Tam kivaminda ve oldukca neseliydi. Zaman zaman normal konusmlari bile guldurebiliyordu. En uzun konusan anlatici rolundeki Ian McKellen’di. Yeniden sesini duymak guzeldi. Renk katmis filme.

Film muzikleri ve efektler de guzeldi. Fantastik film yapiyoruz diye abartmamislar tadinda birakmislar. Ailece seyredilebilecek, keyifli bir filmdi. Izlenmeli.

Surf’s Up (Neseli Dalgalar) ise tahminim son donemlerdeki penguen furyasidan pay koparmak icin yapilmis. Happy Feet’in basarisindan hemen sonra etrafta kisa uzun bol miktarda penguen animasyonu dolasmaya basladi. Surf’s Up biraz belgesel kivaminda hazirlanmis bir animasyon. Sorfcu olmak isteyen Cody’nin bir yarismaya katilmak uzere evinden ayrilmasini ve basindan gecen olaylari anlatiyor. Belgeselde dedigim o iste. En basindan itibaren surekli onu takip eden, ona, ailesine, arkadaslarina sorular soran onlarla konusan arada ropartaj yapan bir ekibin kamerasindan seyrediyoruz bir filmi. Yer yer bol aksiyonun oldugu, zaman zaman bizleri gulduren orta sekerli bir animasyon filmi olmus. Penguenleri seviyorsaniz zaman ayrilabilir, penguenlerden biktiysaniz bir sure ara verip ondan sonra seyredin.

Aaa bir de unutmadan The Invasion’u seyrettim Nicole Kidman’in. The Golden Compass’a Nicole ablamizi seyretmeye gitmekle hata yapmisiz. Aslinda bu filmi seyretmemiz gerekiyormus. Gerek Nicole Kidman gerekse de son James Bond’umuz, gecenlerde seyrettigim The Golden Compass’in Lord Esriel’i Daniel Creg -tipki diger filmdeki gibi- iyi is cikarmis. Daha iyi bir dunya icin uzaylilar insanligi ele geciriyor, kimileri de buna karsi direniyor. Filmin en genel ozetini bu sekilde yapabilirim sanirim.

Filmin adi 2005 yapimi, 1 sezon devam edip sonra aniden bitirilen Invasion dizisinden geliyor sanirim. Cunku konu temelde tipatip ayni. Ikisinde de uzaydan gelip dunyayi ele gecirmeye calisan yaratiklar var. Ikisinde de uzaylilar gokyuzunden dusup insanlarin icine giriyor. Dunyaya gelisleri ve insanlari ele geciris sekilleri farkli ama yinede konu ve islenis olarak birbirine cok benziyor. Tabii Invasion dizisi yarida kesildigi icin oradaki uzaylilarin amaci neydi, ne istiyorlardi, ne yapacaklari bilemiyoruz. Bu filmi birazda o dizinin sonu olarak seyrettim aslinda. En azindan kafamda bir son olusturdum.

Film Carol Bennell (Nicole Kidman)’in bir eczane veya benzeri bir yerde bir cesit ilac aradigi, birseyleri agzina attigi ve oldukca korkmus gibi gorundugu bir sahneyle hareketli bir sekilde aciliyor ve bitiyor. Sonra film basliyor. Zamanla neden Carol’in o halde geldigini, o ilaclara neden ihtiyac duydugunu anliyoruz tum film boyunca. Ogluna kavusmak icin, onu korumak icin verdigi mucadeleyi seyrediyoruz.

Film olaganustu degildi, hatta kimilerine gore kilise sayilabilecek bir filmdi belkide ama yine de insani sıkmadan kendini seyrettiriyor. Zaman zaman heyecanlandirip merakta da birakiyor. Ozellikle Invasion dizisini seyredip yari kalmasina kil olanlar icin de bir nebzede olsun ilac gibi geliyor.

Kabadayi

Saturday
15 Dec 2007

Muthisti! Harikaydi. Agiz tadiyla yeni donem bir Turk filmi seyretmeyi ozlemisim bunu anladim.

Hangi ucundan girsem konuya bilemedim simgi. Daha onceden de belirttigim gibi bir kere Sener Sen’in filmde yer almasi seyredilecek filmler arasina girmesi icin yeterli bir sebepti. Bu adamin yaptigi kotu bir film var mi ki?

Oyunculuklar harikaydi. Sener Sen’den bahsetmemize gerek yok sanirim. Bildigimiz Sener Sen iste. Eskiya’dan sonra yeniden, bu sefer eski bir kabadayi olarak donmus aramiza. Mafya babasi, cete reisi olarak ise karsisinda Kenan Imirzalioglu var. Gerek Deliyurek’ten gerekse de Aci Hayat’tan zaten bu rollerle ic ice olan, surekli kendini gelistiren rolune cuk diye oturan biri Kenan. Burada da cok cok basariliydi. Yeri geldiginde sert, ciddi; yeri geldiginde ise salonu kahkahaya bogan karakteri cok iyi oynamis. Ayrica Surmeli’yi oynayan Rasim Oztekin’i de unutmayalim. O da harikaydi, roluyle muthis bir sekilde butunlesmis. Ifadeleri, konusmalari, hareketleri harikaydi. Ayrica filmin en basindan itibaren zaman zaman bir araya gelen ustadlari seyretmekte keyif vericiydi.

Konusu ve islenisi oldukca iyiydi. Hersey dengelenmis, herhangi bir acidan asirilik yoktu bence. Anlatilmak istenen cok iyi sekilde verilmis. Kabadayilik ve mafyalik (yeni nesil kabadayilik da diyebilirz) arasindaki ayrimi Sener Sen ve Kenan Imirzalioglu cok guzel bir sekilde ozetlemis. Eski kabadayiligin, gunumuzde mayfacilikla ne kadar farkli oldugu gosterilmis. Ayrica bol miktarda gonderme de vardi; mafya-polis-devlet karmasasina, cete kurmanin ne kadar kolay olduguna, adam vurma, mekan basma, harac alma olaylarina. Bunlarin yaninda diger tarafta bir ask ve bir baba-ogul catismasini da seyrediyoruz. Ozellikle koy evinde Sener Sen ve oglunun konusmalarinin gectigi 2-3 dakikalik muthis bir sahne de mevcut. Konusmalar, o sirada akan goruntuler, filmin atmosferi, arka plandaki hafif muzikler harika olmus. Kimileri diyaloglarin coklugundan sikayetci ama bence az bileydi. Konusmalar o kadar keyifli geciyor ki insan devamini bekliyor. Ozellikle verilen mesajlar, karsilikli sokulan laflarla daha da anlam kazaniyor. Ozellikle Sener Sen’in ve Rasim Oztekin’in iki farkli yerde ve sirayla Kenan’a ettikleri laflar var ki harikaydi.

Filmin son 15 dakikasi ise apayri guzellikteydi. Genel olarak karamsar, gerilimli, huzunlu gecen filmin son 15 dakikasinda Sener Sen-Kenan Imirzalioglu soz duellosu hem sertti hem anlamliydi hem de oldukca komikti. Ozellikle Sener Sen’in sert bir ifadeyle, kendin emin ses tonuyla konusmalarina Kenan’in verdigi ciddiyetsiz ama bir o kadar da komik cevaplar herkesi bol miktarda guldurdu. Bunlarin dozaji o kadar iyi ayarlanmisti ki gulerken, 1 dakika sonrasinda gozleriniz aninda bugulanmaya baslamisti.

Bir cok sahne ve karsilikli konusmalar vardi akillara kazinan ancak spoiler olmasin bu kadar yeterli. Gidin kalanini siz seyredin, gorun, gulun, duygulanin.

Aaa unutmadan… Filmin en buyuk eksik yonu -belki de tek eksik yonu- film muzikleriydi. Cok kuru gecti koca film. Oysa ki insanin kulagi bekliyor duygulu, huzunlu, heyecanli, coskulu muziklerin calmasini. Muzik konulabilecek bir cok da sahne vardi halbuki. Halen Eskiya’nin muzikleri kulagimizda duyulur, oturulup dinlenilir. Modern Eskiya filminde de mutlaka olmaliydi bence. O da olsa film tadindan yenmezdi.

Bu arada filmden onceki fragmanlarda gecen Cilgin Dersane bilmem nerede gibi gereksiz yapimlari saymazsak Turk sinemasi 2007′ye harika veda ediyor, edecek gibi. Kabadayi’nin yaninda Bu hafta vizyona muthis olacagina inandigim “O Kadin” filmi de giriyor. Hic soz gecmeyen filmin seslendirme/soz asamalari Sezen Aksu’nun birbirinden guzel 18 sarkisi olusturuyor. Tum film boyunca sadece Sezen Aksu’yu dinliyoruz. Herkese seyirciye hitap edecegini dusunmuyorum filmin ancak yine de izlenmeli. Hele ki Sezen Aksu’yu sevenler iki kere seyretmeli. Filmdeki muziklerin 17si mevcut Sezen Aksu sarkilarindan secilmis. 18. parca ise film icin yeniden Sezen Aksu tarafindan yazilmis. Onumuzdeki hafta gelicek buraya, ondan sonra bilare o filmle ilgili de yazacagim; ama firsatiniz varsa siz onceden gidin.

The Golden Compass

Friday
14 Dec 2007

Zeki’yle beraber yaptigimiz kulturel etkinliklerin bugunku bolumunde Nicole Kidman’in Altin Pusula filmindeydik.

Oncelikle fantastik ogeleri iceren -yoo dur tamamen fantastik ogelerden olusmus- filmleri sevmeyenlerin mutlaka ve mutlaka uzak durmasi gereken bir film Altin Pusula. Yunnis yazmis zaten konusunu falan o yuzden girmiyeyim o konuya. Bugun arkadasin diretmesiyle gittik. Vay efendim guzel filmmis, hos filmmis de bilmem neymis. Pek umudum yoktu ama yine de Nicole Kidman hatrina geri de ceviremedim. Gittik girdik basladik seyretmeye. Once evrendi, uzaydi, tozdu, toprakti bi anlattilar genel olarak. Altin pusula nedir ne degildir, ne is yapar soylediler ki filmde altin pusula gorursek yabancilik cekmeyelim. Derken insanlarin arasina karistik uzaydan inip. Cocuklar etrafta kosturuyor, birilerini kovaliyor. Bir kiz, bir erkek cocugu. Konusmalardan anliyoruz ki filmimizin esas karakteri bu kucuk kiz cocugu; ve diyoruz ki demek bu az sonra buyuycek Nicole Kidman olacak; yanildik tabii.

Bir kere anlamadigim filmin afisinde neden Nicole Kidman ve Sam Elliot buyuk buyuk gosterilmis? Filmin ana karakteri Lyra Belacqua ismini kullanan Dakota Blue Richards . Afiste ayinin uzerindeki kiz. Acikcasi afisten yola cikarak filmin buyuklerin etrafinda gececegini dusunurken bir cocugun etrafinda gectigini farkettim. Bu noktadan aklima direkt Terabithia Koprusu filmi geldi. Orada da benzer sekilde fantastik ogelerle suslenmis bir film kucuk bir kiz etrafinda donuyordu.

Film sanirim bir kitap uyarlamasiymis? Daha dogrusu bir serinin uyarlamasi. Eve gelip nette baktiktan sonra ogrendim bunu da. Hal boyle olunca filmin niye yarida kesilmis gibi geldigini de anladim. Film, basli basina bir filmden ziyade bana uzuuun bir fragman gibi geldi. Filmin sonu kesinlikle hic birseye baglanmamis. Bir suru soru isaretleriyle pat diye bitiyor. Hangi arada basladi da ne olduda kim kimdi de film bitti diyip kaliyorsunuz oyle ortada. Yani filmden bir son falan beklemeyin. Belki ikinci filmde.

Hepten kotu degildi tabi. Efektler, fantastik ogeler, filmin genel atmosferi, Nicole Kidman guzeldi. Ozellikle fantastik ogelerin on plana ciktigi sahnelerdeki sari tonlar gercekten harikaydi. Insanin icini aciyor, insani heyecanlandiriyordu. Cocuklarin yanlarindaki kucuk cinlerde (cin dediklerim hayvan aslinda. cesitli sekillere burunen hayvanlar) guzeldi. Ozellikle catidaki bir sahnede dusen kosegin kusa donmesine nedense cok guldum. Acilen oyle bi hayvan bulmam lazim.

Cok uzadi. Konudan cok saptim. Sozun ozu fantastik filmlerin hayrani degilseniz uzak durun. Eger hayraniysaniz Terabithia Koprusu’nu seyretmediyseniz gidin once onu seyredin sonra zamaniniz olursa Altin Pusula’yi seyredin. Ondan sonra filmde bir son bekliyorsaniz bu filmi seyretmeyin. Aksiyon bekliyorsaniz biraz tadini alabilirsiniz, zira bir iki yerde aksiyon tadinda guzel dovus/savas sahneleri de vardi. Hee bi de Nicole Kidman icin de filme gitmeyin herhalde topu topu 5-10 dakika gozukuyor koca filmde; gidin afisi seyredin daha iyi.

Parliament Sinema Kulubu

Wednesday
12 Dec 2007

Youtube’da videosunu gorunce valla cok duygulandim. Aklima eski zamanlar geldi. Eyy gidi eyyy… O zaman yoktu simdiki gibi filmler, diziler, sinemalar, programlar bilmem neler. Her hafta Pazar aksamlari baslardi yayin otururduk buyuk bir heyecanla televizyonun karsisina. Bi de temiz gecerdik. Malum ertesi gun okul vardi, aksamdan banyo yapilip oyle gecilir televizyon karsisina. Hatta kirk takla atilir erken yatmamak icin. Film ise mutlaka kendini seyrettiren enfes filmlerden olurdu. Belki simdi gorsek o filmleri ben oturup bunu mu seyretmisim buna mi bayilmisim yahuu diyecegimiz filmlerdi ama o zaman o kadar muhtesem gelirdi ki gozumuze… Ozellikle o mavimsi fragmani, o muthis muzigini halen bir yerlerde duyunca bi garip olurum.

Gencler adina ise ne yalan soyliyeyim uzuluyorum valla. Gercekten buyuk bir kayip onlar icin

Tuesday
11 Dec 2007

Her acidan basarili ve odullu iki kisa film:

J’attendrai Le Suivant - Sonrakini Bekleyeceğim:
2004 Avrupa Film Festivali En İyi Kısa Film ödülü almış ve en İyi Kısa Film dalında 2003 yılı Oscar adayı olmuş bir kısa film.

Spin:
Aslinda muthis diyecektim ama abartmiyayim dedim tongue.gif . Izlemenizi siddetle tavsiye ederim. 8 dakikalik Alman yapimi bir kisa film. Alman yapimi olduguna falan bakmayin. 8 dakika boyunca tek bir kelime dahi edilmiyor. Ancak hic konusma olmamasina ragmen anlatmak istedigini muthis bir sekilde anlatiyor, ustelik sıkılmıyorsunuz bile. Zaten bi kaptirinca cabucak bitiyor. Filmde biraz Butterfly Effect (Kelebek Etkisi) havasi var. O filmi seyredip sevenlerin begenecegine eminim.

Ayrica film bilimum film festivallerinden bol miktarda da odul almis.

Bilgi: http://kisa-film.blogspot.com/2007/05/spin.html

KTUDAKS Web Sitesi

Friday
7 Dec 2007

Yine, yeni, yeniden siteyi yeni bi tasarimla aktif hale getirdim. Bakalim bu sefer ne kadar acik kalacak.

http://www.ktudaks.ktu.edu.tr