Aslında pek birşey yaptığıda söylenemez; çünkü gezmeyi, yeni yerler görmeyi sevdiğinden dolayı, dağcılık ve fotoğraf tüm vaktini neredeyse alır. Sadece gezip görmesini değil; bunları paylaşmayı da sever. Bu yüzden gördüklerini dili döndüğünce anlatmaya, fotoğraflarıyla da göstermeye çalışır. Bu yüzden de başlamıştır ya fotoğrafa olan merakı; fotoğraflardaki o güzellikleri görünce başladığı gibi dağcılık merakı.
Heeen haaaaan, çekilin yoldan!
Motorsporlarını çok yakından takip eder Murat. Hatta Makine Mühendisliğini seçmesindeki sebeplerden biridirde bu. Özellikle Formula 1 ve Ralliyi sever. Formula 1′deki o hızın verdiği heyecanı, rallide arabaların arkasından çıkan toz, yollarda uçan arabalar verir. Kırmızı rengi sever; heleki bir Ferrarinin rengiyse bu renk daha çok sever. Michael Schumacheri seyrederken heyecanlanır, sevinir; her ne kadar bu yıl her seferinde hayal kırıklığına uğrayıp üzüldüyse de. Ama yine de bilirki şampiyon her zaman şampiyondur; bu yüzden her yarıştan önce tekrarlamayı unutmaz: Forza Schumi, Forza Ferrari! Bu motorsporları sevgisi onu internette araştırma yapmaya sevk etmişti zamanında. Zaten o zamanlarda tanışmıştı Türkiye F1 ile ve ordaki arkadaşlarıyla. Daha sonra forumda iyice kaynaşıp konuşmaya; bazende tartışmaya başladılar; şampiyona biz olacağız, hayı hayır biz diye!
Bu yıl Türkiye’de ilk kez düzenlenen Formula 1 yarışlarına gitmeyi çok istemiş olsa da finaller buna izin vermemiştir. Kös kös televizyon karşısında oturup yarışı seyretmiştir. Tribünleri, seyircileri orada gördükçe kıskançlıktan çatlamıştır. Ama kararlıdır gelecek yılki yarışlarda O da orada olacaktır, olmalıdır. Bir sene daha yarışları televizyondan izlemeyi yüreği kaldırmaz.
Olmaz, bilgisayarsız hayat olamaz!
Tüm bunlardan hala zamanı kaldıysa ki her zaman kalır; bilgisayarının başındadır. Bilgisayarı olmazsa olmazlarının arasına çoktan girmiştir. Bilgisayar başında zaman geçirmesini sever; aslında bilgisayar başında zamanın nasıl geçtiğini anlamayanlardandır O da. Çok şey yapar, ama akşam yattığında bugün ne yaptım diye düşününce hiçbirşey yapmadığını farkeder. Bu sayfayı nasıl bitirdiğini, şu an bunları nasıl yazdığını O da bilmez, anlam veremez. Aslında eskiye göre daha az zaman geçirir bilgisayar başında. Eskiden sistem yöneticiliği yapardı üniversitede; fakat ne olduysa üniversiteye başladığı anda bıraktı bu işi; artık üniversitedeydi sosyalleşmek lazımdı çünkü. Başardı mı peki? Bilmem… Şimdilerde interneti (bilgisayarı değil, interneti) arkadaşlarıyla görüşmek için, işine gelen, merak ettiği konuları araştırmak için, fotoğraflarını, anlatacaklarını paylaşmak için kullanıyor. Buna rağmen hala sorulan, “Murat ne zaman girsem internettesin napıyorsun burada” sorularına bir türlü cevap veremiyor. Teknoloji manyağıdır; teknolojik aletlere acayip ilgi duyar. Ne çıkmışsa yeni, bir şekilde denemesi gerekir; gerçi çoğu zaman hevesi kursağında kalır ama mukakkak bilgi edinir; bilir ki devir teknoloji devridir.
Hayata Gülümse!
Her ne kadar şimdiye kadar yazılanlara bakılınca asosyalmiş gibi görünsede aslında sosyal bir insandır Murat. Konuşmasını sever. Okulların tatil olmasından, etrafta kimselerin olmamasının ardından okulların açılmasıyla beraber “Murat bi sus artık yaa” sözünü son günlerde fazla duymaya başladı. Ama yılmadı; konuştu, konuşturdu. Konuşurken sadece ağzını değil ellerini, mimiklerini de kullanıyor; kullanmaya çalışıyor. Böylece karşısındakilerin daha az sıkılacağına inanıyor. Bazen kendini çok fazla kaptırıyor; her zaman cıvıtıyor; en azından cıvıtabilme ihtimali oluyor. Bunuda eğlenceli bir insan olmasına yoruyor. Eğlenmesini, eğlendirmesini seviyor; tıpkı gülmesini çok sevdiği gibi. Ne olursa olsun her durumda yüzünün zorakide olsa gülmesine gayret ediyor. Asık suratın etrafındakileri de kötü yönde etkileyeceğini
düşünüyor ve kimsenin moralini bozmaya hakkı olmadığını iyi biliyor. Eğer yüzü asık birini görürse de olmayan maymunluğu yapıp bir parçada olsa güldürmeye çalışıyor; başarılı olursa ne ala. Bazı insanları anlayamıyor. Her fırsatta yüzlerini asmaya çalışmanın, gülmeye çalışmaktan zor olduğunu bile bile nasıl beş karış suratla dolanmak için çabaladıklarını görüyor; öyle birini görüncede korkup kaçıyor. Ama haklı, kaçmasında naapsın. Tamam O da biliyor hayatın gerçekten ciddiye alınması gerektiğini; ama yinede en kötü durumdan bile iyi birşeylerin, mutluluk verebilecek bazı sebeplerin çıkabileceğine inanıyor. Aynı zamanda polyannacılık oynadığınıda farkediyor; o yüzden bu konuda inat etmiyor, oyununa dönüyor.
Çocuk ol, Parktaki Eğlenceye Katıl!
Hayattaki en büyük güzelliğin, insanlara en büyük neşeyi veren şeyin bebekler, çocuklar olduğunu çok önceden keşfetmişti. Bu yüzden çocukları çok seviyor; onlarla zaman geçirebilmek için her yolu deniyor, her fırsatı değerlendiriyor. Bu kadar saf, temiz, bu kadar insana mutluluk, huzur veren başka bir canlı olmadığını düşünüyor dünya üzerinde. Ama bu önemli bilgiyi kimseyle paylaşmıyor, paylaşmak işine gelmiyor. Çünkü tüm çocukların kendisinin olmasını istiyor; çok bencil bu Murat.
ZevZeklik yap, yaramazlık yapma!
Kendini çocukların yanında mutlu hissetiği gibi kendine benzeyen insanların yanındada mutlu hisseder. Kendine benzeyen dediyse aynı onun gibi olmasına gerek yok. Gülmeyi sevsin, mutlu olsun, hayattan zevk alsın onun için yeterli aslında. Zaten etrafına bakıncada kendini bu yüzden şanslı hisseder ya hep istediği gibi kişiler vardır etrafında. Sadece etrafında değil; internettede öyle kişileri bulmuştur. Hemde hepsinibi arada. ZevZek Forum ‘a onu bağlayanda budur zaten. Gülen, gülmesini, eğlenmesini bilen, hayattan zevk alan insanların bi arada bulunduğu bir yer. Sloganı “Türkiye’nin 1 Numaralı Zaman Öldürme Sitesi” olabilir ama kesinlikle orada zaman öldürmediğini bilir. Çünkü burada çok insan tanıma şansına sahip olmuştur. İyi veya kötü; herkes Ona birşeyler katmıştır. Çok iyi, sağlam dostluklar edilmiştir. Belkide gerçek hayatta tanıma şansı olmayacağı kişileri tanımıştır, üstelik tanımakla kalmayıp aynı masada oturup yemek yemiş, hatta yüzsüzlük edip evlerine kadar gitmiştir. Zamanını tıpkı slogandaki gibi öldürmüştür; ama gülerek, eğlenerek, bu harika insanları tanıyarak. Ne mutlu O’na, teşekkürler ZevZeklere. Bu arada yanlış anlaşılmaktanda her zaman korktuğu gibi şimdide korkar. Amacı herhangi bir yeri, bir kimseyi övmek değildir; tıpkı baştan sona kadar yazdığı gibi sadece gördüklerini yaşadıklarını yazmaktır. Uzun yıllar internette dolaşmıştır, çeşitli forumlarda ve sitelerde yazmıştır, yazmaktadır. Ama burası gerçekten farklıdır!
Yaşasın yemek yemek, yemek yapmak!
Yemek yemesini sever; hatta yaşamak için yemiyorum, yemek için yaşıyorum bile der kimi zaman. Ayrıca Sana’nın “Yaşasın Yemek Yemek!” sloganını çok sever. Eskiden tek tük yapsa da şimdilerde pek yemek ayrımı yapmıyor; ama yinede mantarı ağzına sürmez, midye görünce kaçar; küçükken hasta olduğu zamanlarda yediği tarçın ona çok kötü anlar yaşattığından sahlebine tarçın koydurmaz. Onun yerine bir parça çikolata atar içine. Çikolata demişken; çikolataya bayılır. Hemde her çeşidine; aslında sadece çikolatada değil; içinde kakao olsun yeter. Tıp bunu keşfetmişmi bilmez ama kakao ve çikolatanın bağımlılık yaptığını bilir. Aslında çikolatasını kimseyle paylaşmaz, paylaşmak işine gelmez. Ama yinede çocuklara dayanamaz verir. Çikolatanın mutluluk hormonunu salgılamaya yardımcı olduğunu okuduğunda neden her zaman mutlu olduğunu daha iyi anlar. Murat obez değildir ama göbeği yavaş yavaş çıkmaya başlamıştır. Ama sever onu; birşey diyenlere de “Balkonsuz ev, göbeksiz erkek olmaz” lafını hatırlatır; züğürt tesellisi işte.Ayrıca yemek yemesini sevdiği kadar ilginçtir ama mutfakta zaman geçirmeyi yemek yapmayı da sever. Tarifleri sadece fikir edinmek için okur, daha sonra malzemeleri göz kararı kendi zevkine ve damak tadına göre koyar; damak tadına güvenir çünkü. Sonuçlar mı? Hala bu satırları yazabildiğime göre olumlu demekki.
Spor yap, Zinde kal, Mutlu Ol!
Bu kadar yiyince spor yapması da gerekir tabi. Fırsat buldukça yüzer. Yüzme onu her anlamda rahatlatır; su vücuduna her değişinde tüm dertlerini sıkıntılarını da alır götürür. Onun dışında koşar, hani çok hızlı koşamaz belki ama uzun süre koşar. Bilirki dağda ihtiyacı olan oksijeni almasını sağlayan akciğerleri uzun süre koşunca çok daha iyi çalışır. Eğer gaza getirirseniz hızlıda koşar; hiç belli olmaz. Basketball oynar. Gerçi son dönemlerde bayağı bir ara verdi ama eli yatkındır hani; gerekirse tekrardan döner sahalara. Mahalle aralarında, okul bahçelerinde, teneffüslerde voleybol oynamışlığı da vardır; hiç sevmiyor olsada futbol oynamışlığı da. Belkide Türkiye’deki basından belki de başka bir sebepten ama futbolu hiç sevmez, kesinlikle takip etmez. Takım tutmaz; bu yüzden “hee sende mankenler gibi takım tutmuyorsun yani” esprilerine maruz kalır, katlanır.
Son dönemlerde ise kayağa merak sarmış vaziyette. Her ne kadar düşe kalkada olsa kaymayı başarır. Tur kayağıyla kışın Kaçkar’a gitmeyi planlar; bu planıda tozlu raflardaki yerini alır. Son dönemlerde ise kayağa merak sarmış vaziyette. Her ne kadar düşe kalkada olsa kaymayı başarır. Tur kayağıyla kışın Kaçkar’a gitmeyi planlar; bu planıda tozlu raflardaki yerini alır.
Müzik ruhun gıdasıdır!
Müzik dinlemeye sever ama hani ahım şahım bir müzik kültürü de yoktur. Onun için önemli olan kimin söylediğinden ziyade nasıl söylediğidir; sözlerden ziyade müziğin kulağına nasıl geldiğidir. Müzik yorulduğu zaman onu dinlendirebiliyorsa; üzüldüğü zaman üzüntüsünden kurtarıyorsa; mutlu olduğu zaman mutluluğunu daha da artırabiliyorsa doğru müziktir O’nun için. O yüzden diyor ya müzik kültürü yoktur diye; o yüzdendir ya bilgisayarındaki müzik klasörü karmakarışık görünür başkalarının gözüne; bilmezlerki karmakarışık bir ruh hali vardır O’nun.
Başta dediği gibi çok konuşur, konuşamadığı zaman çok yazar. Şimdi şöyle yazdıklarına bir bakmışta gerçekten yine çok abartmış. Ama aslında daha söyleyeceği o kadar çok şey varki, düşününce farkeder. Ama bu kadar eziyet yeter okuyana diye irkilir, kendine gelir. Yazıyı burada keser. Bu arada insanların ilk görüşte bu kadar yazı okunur mu bee diye düşünüp, korkup kaçmalarını engellemek için uyanıklık yapar. Yazıyı iki sayfaya ayırır. Belki ilk etapta korkmazlarsa, okumaya başlarlarsalar kaptrıp sonuna gelirler diye düşünür. Şansını dener; Nasrettin hoca gibi; “Ya tutarsa”…
Bu arada teşekkür etmeyi unutmaz tabiki. O kadarda kaba değildir. Okuyan kişinin o kadar zamanını çalmıştır; bir teşekkür etmeyi kendine borç bilir. Hatta kuru kuru teşekkür etmekte istemez. Kendisine beğendiği bir fotoğrafı armağan etmek ister; Fotoğraf bölümünden seçebileceği. Bu arada çaktırmadan reklamını da yapmış olur, uyanık be bu Murat!