m.eray:Günlük

Fotoğraflı.yorum’ kategorisi arşivi

Monday
3 Mar 2008

Panoramik fotograflari oldum olasi sevmisimdir, her ne kadar becerip cekemiyor olsam da. Ama ugrasmasi bile apayri bir keyif veriyor. Ozellikle kislarin kis gibi gecmedigi, ayni zamanda baharin, yazin guzelliginin de olmadigi su gunlerde cok daha iyi geliyor; en azindan disari cikmak icin sebep veriyor. Yoksa nedendir bilmiyorum ama elime makine alip disari adim atasim gelmiyor. Yaz gelse bortu bocegin pesinde kosturma firsati olacak ama kisin iste o “kis” olmayinca pek de birsey kalmiyor geriye. Veya ben artik “fotograf” denilen olgudan ilginc bir sekilde kopmus vaziyetteyim. Sanirim su aralar kafamda dolasan eldeki tum ekipmani satma fikrinin temel nedeni de?! Kulaga da pek hos geliyor aslinda…

Gerci konumuz bu degil ama. Ne zamandir tembellikten erteledigim ceviriye basladim. Aslinda Kasim-Aralik gibi baslamistim fakat okuldu, dersti, projeydi derken kaldi. Su an Panorama Factory‘nin yeni surumu de cikmisken yeniden basladim programin Turkce cevirisine. Insallah yine uzerime bi agirlik cokmez, miskinlik agir basmaz da 10-15 gune kadar biter su ceviri, yeni surumde yerini alir. Bu arada panoramik fotograflarla ilgilenenler icin de tavsiye ederim programi, bir denesinler mutlaka. Pisman olmayacaginiza eminim :P

Friday
28 Dec 2007

Onumuzdeki gunlerde bi bos zaman bulabilsem bu konuyla ilgili ufak tefek bir iki projem var ama hic yakin gelecekte olacak gibi durmuyor. Bu aralar zaten internette evde dogru duzgun calismiyor, can sıkıntısından, evden cikmadan once ufak bir deney tarzinda birseyler yaptim. Gerci kotu de durdu. Insanlar benim gibi bi tanesinden kurtulmaya calisirken bu kadar cok murat’la ne yapacaklar bilmiyorum. Onlara da yazik. Vaz mi gecsem acaba :hmmm: :P

cok.jpg

Saturday
2 Dec 2006

Dijital fotografin makine ile cekildikten sonra tamamlandigi dusunulemez. Cunku dijital fotograf cekildikten sonra bilgisayar basinda devam eden bir surectir.” diyor Cris Orfescu.

“Ben fotografa mudahaleye karsiyim, photoshopa vb goruntu isleme yazilimlariyla yapilan duzenlemelere karsiyim” diyen kesimin artik kabul etmesi gereken bir olgu bu. Acaba bu soylemin altinda yatan temel nedenlerden biri bu programlari kullanamama mi diye insan dusunmeden edemiyor. Analogun siddetli savunucularinin dijitale gectikten sonra bunu savunmalarinin baska nedeni olamaz ki? Bilmiyorlar mi analogda film olsun, dia olsun, siyah beyaz olsun cektikleri fotograflarin, filmlerin taa uretim asamalarindan baski asamasina kadar zaten “photoshop”landigini? Gunumuzde en cok bilinen soylenen sey degil midir Fuji filmlerin yesil rengi, Kodak filmlerinin toprak rengini daha guzel, daha canli gosterdigi. Peki bu nasil saglaniyor? Filmin uretim asamasinda yapilan kimyasal degisimlerle. Baski asamasinda neler oluyor? Fotograf kontrastsiz ciktiginda daha kontrastli baski almiyor muyuz; agrandizorde daha fazla pozlama yapmiyor muyuz? Peki ya karanlik odaya girdigimizde baski asamasinda kadraj ayarlamasini yaparken photoshopta “crop” yapanlari niye fotografa ihanetle sucladigimizi dusunuyor muyuz? Sanirim hepsinin cevabi koca bir hayir olsa gerek.

Bunu artik kabul etmek gerekir. Film/Dia’da banyosu, karanlik odasi neyse dijital fotografinda karanlik odasi “Photoshop”tur, “Goruntu Isleme Yazilimlari”dir. Bir film almaya gittiginizde bana doygun renk veren, kontrasti iyi olan film verin diyebilirsiniz. Ancak dijital makine alirken “Bana canli renkleri olan bir dijital makine verin” diyemezsiniz. Cunku adi ustunde dijital; burada goruntu kimyasallardan veya cozeltilerden olusmuyor. Goruntu 0 ve 1 lerden olusuyor ve bu sekilde kayit ediliyor. O yuzden kaydedilen sey aslinda bir “ham” goruntu oluyor. Onun renklerini ayarlamak, gerekli duzenleri yapmak ve “bir film” gibi sonuclar ortaya cikarmak icin bilgisayar basinda mudahale etmek gerekiyor.

Ilk bakista hic ilginizi cekmeyecek, begenmeyeceginiz bir fotograf dogru mudahalelerden gecirilip sunuldugu takdirde sizi cezbedecek, dakikalarda bakakalmaniza neden olacak bir gorsel solene donusebilir. Bu yuzdendir ki dijital fotograf cekmekle bitmez.

Photoshop bir mucizedir, bizlere sunulmus bir nimettir. Ancak photoshop yoktan var etmez. Var olani ortaya cikarir; kabul edilmesi gereken bir noktada budur. Teknik olarak kusurlarla dolu bir fotografa ne kadar islem uygularsaniz uygulayin yine de o fotografta birseyler eksik, hatali olacaktir. O yuzden dijital fotografcilara bilgisayarci gozuyle bakmak da yanlistir. Bu yuzdendir ki temel fotografcilik bilgisinden yoksun bilgisayarcilar da fotografci olamaz.

Bu ayrimlara girmeden belkide fotografa mudahalenin sinirlarini koymak gerekebilir ama. Hangisi fotograftir hangisi dijital sanattir? sorusunun ayrim noktasi fotografa mudaheleyi
belirleyebilir aslinda. Fotografta varolan birsey yok ediliyor, yok olan birsey ekleniyorsa o fotograf olmaktan cika(bili)r. Aslina bakilirsa bu da kabul edilebilir olmayabilir. Gerek cekim asamasinda gerekse de karanlik oda sartlarin iki ve daha fazla sayida fotografin ust uste basilmasi mumkun keza ayni sekilde yillardir yapilan rotus islemleri de fotografta bir kusurun duzeltilmesi demek degil mi? E o halde dijital fotograftaki duzeltmeler niye fotografi fotograf olmaktan cikarsin ki? Yine de genel gecer olarak kabul edilen seydir fotografa ekleme/cikarma yapmak. Renk/kontrast/parlaklik gibi temel fotografik duzeltmeler “manipule” edilmis fotograf kategorisine sokulmamaktadir; dijital fotograflarin kabul edildigi yarismalarda da aranan kistas budur. Ancak bunlarin disinda fotografin orjinal halindekine gore meydana gelen tum degisiklikler “manipulasyon” olarak kabul ediliyor; yani artik onun adi fotograf olmuyor.

Bu yuzden -bana gore- artik “Ben fotograflarimi photoshoplamam, makineden nasil cikarsa oyledir benim fotograflarim, mudahaleye karsiyim” gibi soylevler herhangi bir deger tasimamaktadir. Bunlari diyen kisiler bile aslinda yillardir karanlik bir odanin icinde photoshop yapmiyorlar miydi?

Tuesday
28 Nov 2006

Aksamki sergi acilisinda, salondan iceri girdigimde -tam acik bufe yemek masasina yonelmisken- Zafer Hoca yanina cagirdi. Yanina gittigimde ilk kurdugu cumle “Murat bu fotograflarin hepsi Nikon Coolpix, bir compact makineyle cekildi” seklindeydi. Daha sonra ayakustu biraz konustugumuzda konu “Fotografi ceken makine midir? Yoksa goz mudur?” e kadar gitti. Bu sekilde ayar bile gerektirmeyen makineyle bu kadar kaliteli sonuclar alinabiliyorsa -ki sergideki fotograflar yaklasik olarak 40×50 hatta daha buyuk boyutlarda baskilardan olusuyordu- yuzlerce dolar verip daha gelismis bir makine almak gercekten gerekli miydi?

Ustelik daha fonksiyonlu, daha buyuk makinelerle fotograf cekmenin dezavantajlarida var. Elimizdeki makine ne kadar karmasik olursa fotografa odaklanmamizda bir o kadar zor oluyor belkide. Fotograf cekerken kafada surekli su ayari mi yapayim, yok yok bu ayar daha iyi olur gibisinden surekli bir dusunce yogunlugu olmuyor mu? Yok su lensi taksam daha iyi olur, hayir bu lens daha basarili olur diye baslayan kararsizlik sonucu belkide cekmek istedigimiz “an” coktan ortadan kayboluyor. O halde compact makineler aslinda daha iyi degil midir? Cunku sadece dusuncede “fotograf” oluyor, “an”i yakalamak olmuyor, olamiyor.

Belkide atladigimiz en onemli nokta budur fotografta. Hic kimse elindekinin kiymetini bilmez, gozu daima disaridadir. Compact makinesi olan daha buyuk bir SLR-Like makine ister. O tip makinesi olanin gozu ise bir dijital SLR’dedir. Cunku fotograflara bakinca dijital SLR ile cekilmis fotograf daha guzeldir; kendi makinesi guzel fotograf cekmez. Iste bunun gercek yaniti fotografi neyin cektigi sorusunun yanitiyla ayni aslinda. Nice fotograflar gordum “Abi para verip almam o uyduruk makineyi” denilecek fotograf makinelerinden cikmis sanat eseri; nice fotograflar gordum binlerce dolar verilip alinmis makinelerden cikan ancak bir seye benzemeyen.

Gozu daima bir ust seviyedeki makinelerde olan, para/imkan bulduktan sonra o makineleri alip cekim yaptiktan sonra hayal kirikligina ugrayan cok insan var etrafta. Cunku fotografi “goz”un cektigini bilmiyorlar. Makinelerin birer amac degil de arac oldugunu kabul edemiyorlar. Belkide dijitalin en kotu tarafi bu oldu.

Daha buyuk, daha fonksiyonlu makinelerin bir diger cekici tarafida insanlarda “prestij” duygusu olusturmasi, daha dogrusu oyleymis gibi sanilmasi. Fotograf teknigi zayif olan/olmayan insanlar bu dunyada kendilerine yer edinebilmelerinin iyi, buyuk bir makineden gectigini dusunurler. Zannederlerki boynunda asili duran 2 kgluk bir ekipman oldugu zaman kendisi fotografci olur, tum fotograf camiasindan taninir, sevilir. O yuzdendir ki fotografi birakin hobi olarak gormeyi, yilda 1 kere bile fotograf cekmeye usenen kisilerde bile vardir binlerce dolarlik ekipmanlar.

O yuzden ozellikle fotografa yeni baslayanlarin kapildiklari yanlis dusuncelerdir, iyi bir makinem olsun dusuncesi. Onemli olan iyi bir makine degil, en ince ayrintisina kadar kullanmayi bildigin makinedir. Ozellikle dijital fotograf makinelerinin -markalari ne kadar farkli olursa olsun- kullandiklari dil, semboller, menuler hemen hemen birbirinin aynidir. Bu yuzden ozellikle dijitale hatta ve hatta fotografa yeni baslayanlar direk karmasik fonksiyonlarla donatilmis makineler yerine biraz daha sade ancak tum fotografik ayarlara erisime olanak veren modellerle baslamalidir fotografa. Bu isi gercekten severek yaptigina, bu isi yaparken zevk aldigina tam olarak inanmadan, kullandigi makineyi en ince ayrintisina kadar bilip artik makinenin/fonksiyonlarinin ona yetmedigine inanana kadar da o makineyi elinden dusurmemeli, gozu disarida olmamalidir. Yeni makine arayisinda da gozu “prestij”de degil ihtiyaclarin olmalidir. Pek ala surekli yatirim yapilmasini gerektirenbir dijital SLR sistemi yerine A’dan Z’ye tum ozelliklerle donatilmis bir SLR-Like tipi makine bir omur ihtiyaclarini giderebilir.

Sondan  basa dogru gidersek; insanlarin ihtiyaclarinin ne olduguna karar verebilmesi ve bu ihtiyaclari dogrultusunda makine arayisina girebilmesi icinde dijital fotograf makinelerini tanimalidir. Dijital fotograf makinelerini taniyabilmek icin de oncelikle kullandiklari tum makinelerin her turlu ozelliklerini en ince ayrintisina kadar bilmelilerdir, kullanmalilardir. Bu ayrintilari da bilip kullanabilmek icin oncelikli olarak temel fotografik bilgilere sahip olmalidirlar. Yani oncelikle ekipman degil egitim olmalidir, bilgi olmalidir.

Bu sebeptendir ki fotografi “makine” cekmez, “goz” ceker. Ister 100$lik bir makine olsun, ister en pahali lenslerle donatilmis 5000$lik makine olsun. Bilemedikten sonra, goremedikten sonra neyle cektiginin hic bir onemi yok.

Sunday
26 Nov 2006

Fotograflari Canon EOS 10D / 18-50 @18mm ile cektim. Birlestirme icinde yukarida da bahsettigim gibi Panorama Factory programini kullandim.

Cekim asamasinda cok aman aman birsey yok aslinda. Iki seye dikkat etmek yeterli; 1. pozlama, 2. cekim . Genelde panorama cekimlerde sabit diyafram ve enstantane degerleri secilmesi ve tum karelerin o ayarlarla cekilmesi tavsiye edilir. Ancak ben genelde bu ayarlari (her adimda) makineye birakirim. En dogru isik ayarini yapsin diye. Bu esnada da her kare cekimi oncesi kontrolu yaparsan zaten hemen hepsinde ayni ayarlarin kullanildigini goruyorsun. Belki cok fazla isik farkinin oldugu durumlar sapabiliyor ama pozlamada simdiye kadar hicbir sorun yasamadim.

Cekim asamasinda ben soyle bir yol izliyorum:

Oncelikle nereden nereye kadar cekecegimi belirliyorum. Daha sonra ayaklarimi hic oynatmadan tek seferde sadece belimi cevirerek istedigim tum kareleri cekebilecegim bir pozisyon belirliyorum kendime. Daha sonrada belimi dondurerek ilk kareden itibaren hic oynamadan (yukari-asagi da oynamadan) sadece belimi cevirerek tum kareleri cekiyorum. Kareleri cekerkende ilk cektigim karenin -cektigim yone gore- 1/4unu ikinci karenin icine de ekliyorum. Boylece panorama factory birlestirme yerlerini daha iyi belirleyebiliyor.

Fotograf Gunleri

Thursday
16 Nov 2006

Fotoforum onculugunde duzenlenen 7. Trabzon Fotograf Gunleri bu cumartesi gunu Huseyin Kazaz Kultur Merkezi’ndeki acilisla basliyor. Bakalim bu seneki etkinlikler nasil gececek.

Fotograf Gunlerinin programi tam olarak surada; ilgilenen olursa:

Fotografya

Sunday
12 Nov 2006

Oldukca uzun bi arada sonra Turkiye’nin Ilk Sanal Dergisi olan Fotografya‘nin 18. sayisi cikti. Bu sayida 29 Mart’taki gunes tutulmasiyla ilgili bir bolum hazirlamislardi. Bu bolumde gonderdigim 4 fotografi yayinlamislar. Gerci bu ise en cok Mevlut sevindi. Eee meshur oldu cocuk tabii :P

Friday
30 Dec 2005

Sahil Yolu projesi için akşam üstü Değirmendere Sahili’ne gittik. Çalışmaların gece fotoğraflarını da çekeriz diye. Ancak hareket sıfıra yakında. Üstüne üstlük, ne akla hizmetse yanımıza tripod da almamışız. Nasıl niyetlenmişsek artık çekim yapmaya.

Biraz yol boyunca dolaştıktan sonra sahile inip oturalım dedik. Şansımıza tam günbatımının hemen sonrasına denk gelmiştik. Ne zamandır imrenerek bakıyordum uzun pozlama fotoğraflarına. Özellikle uzun pozlamada denizin fotoğraf üzerindeki masalsı etkisine hayrandım. Ortama bakınca buna müsaitti aslında; ön planda kayalar ve deniz; arka plandaki boşluğu da Trabzon kapatıyordu. Hem bu fırsatla ne zamandır denemediğim hem 50 mm lensi denemiş olacaktım hem de Canon’un uzun pozlama sonucunda noise performansını merak ediyordum. Bir iki elde çekimler sonucunda istediğim sonuçlar çıkmıyordu. 1-2 saniye kadar sabit dursam bile bu süre denizdeki istediğim etkiyi almama olanak tanımıyordu. Tripod da yoktu. Mecburen bulduğum kayaların üzerine makineyi yerleştirerek çekiyordum. Ancak bu seferde ne kadrajı ayarlama imkanım vardı ne de düzgün bir ufuk çizgisi elde etme imkanım. Üstelik ufuk çizgisi o kadar kayıyordu ki PS’de düzeltsem bile fotoğrafın büyük bir kısmı gidiyordu. O esnada sahilde atılmış bir otomobil lastiği gördüm :D . İşte aradığım tripod buydu. Sahilde istediğim gibi yerini ayarlayıp makineyi de üzerinde sabitliyordum. üstelik tam da istediğim açıyı elde etmiştim. Çektiğim yaklaşık 10-15 pozdan sonra istediğim renkleri ve sonucu alabilmiştim. Hele ki evde bilgisayarda da gördükten sonra ayrı bir hayran kaldım. Keşke deniz biraz daha dalgalı olabilseymiş ama.

Sahil yolu çekeceğiz diye çıktığımız geziden işe yarar sadece bu uzun pozlama fotoğrafı kaldı; iyi de oldu. Ne zamandır içimde kalan birşeyi gerçekleştirmiş oldum.

Çekim Anı:

Sonuç:

Sunday
18 Dec 2005

Bugünkü Orta Mahalle gezisinden bir kaç kamera arkası fotoğraf;

Bunlar çekirdeklerini ellerinden aldığımız tayfa :D Valla ilaç gibi geldi ama o çekirdekler; sağolun gençleeeeerr…

Bu ise fotoğrafını çektiğimiz Yasin. Fotoğrafları çektikten sonra onada gösterip fikirlerini alıyoruz tabiki :)))

Saturday
3 Dec 2005

Fotoğraf adı: Ayyaş

Bugünkü çekimler sırasında sahil yolunda yürürken yolda bulduğumuz şarap şişesiyle yaptığımız bir iki çekim :P İçmedik ama anlaşılan kokusu bizi çarptı ki bu hallere geldik :D . Benden önceki turda Can bulup saklamış şişeyi; hemen olay yerine vardığımızda şişeyi sakladığı yerden çıkarıp getirdi başladık çekmeye :P Önce bir iki kare sadece şişeyi çekti (eee geniş açısı var çekicek tabi :D ) sonra sıra 50mm nin işine gelmişti :P ehh en fazla el çekebilirdik dimi :P; öylede oldu…

Fotoğrafın çekimi:

Çeken ki bu ben oluyorum;

Elin sahibi olan Can;

Sonuç (Büyük hali için fotoğrafın üzerine tıklayın):