Kendime bayram hediyesi aldim :P . Eski monitorum artik sadece cift gostermekle kalmayip yer yer cikardigi cizirti ve kiprasimlarla her an yuzume patlayacak izlenimi veriyordu. Bende girmistim kac zamandir niyetine ki Gold’un kampanyasini gorunce almaya karar verdim, alsim 22″lik Samsung 226BW ‘mi.
Aslinda oldukca uzun zamandir niyetine girmistim bu monitorun ama iste ancak nasip oldu. Son donemlerde bilgisayarda neredeyse surekli film vs seyrediyordum ve CRT’nin kare ekrani artik can sıkmaya baslamisti. Hem 22″ (55 ekran)lik alan, hem de genis ekran olmasi filmlerin tadini daha bi arttirdi. Monitoru kurduktan sonraki ilk isim film seyretmek oldu; yuzumde koca bi gulumsemeyle :D . Monitorun siparisini netten verdim, ozellikle olu piksel sorunundan dolayi endise ediyordum ki neyse ki o konuda da sansli gunumdeymisim sorun cikmadi. Onun disinda zaten eksi birseyi yok bence, cok şık ve kullanisli. Ozellikle gormek istedigim herseyi cubuk kaydirmadan tek bir ekranda gormek apayri birseymis onu anladim :D
Yeni klavyem geldi. Subat’ta Ankara’ya ugradigimda EPCenter’da gormustum klavyeyi ilk tasiyamam diye almamistim. Bizimkilerde Ankara’ya gidince Selcuk’a soyledim alip verdi bizimkilere.
Bekledigimden de iyi ve kaliteli bir klavye bence Microsoft Natural Ergonomic 4000 . Microsoft urunu oldugunu duyunca insan haliyle bir dusunuyor once :P Ancak klavye konusunda iyi olduklarini soyleyebilirim. Bundan onceki yadigar klavyem de yine Microsoft’un standart klavyesiydi ve oldukca memnundum.
Klavye gercekten kaliteli. Siyah ve gumus tonlari cok guzel kullanilmis ve şık bir gorunum saglamis. Deri bileklik kisimlari ise asil kalitesini yansitan bolum. Cok rahat ve konforlu bir kullanim olanagi sagliyor. Klavyenin ilk dikkat ceken tarafi ergonomik tasarimi. Ikiye bolunmus ve acili yerlestirilmis tuslar. Normal klavyeden sonra alismasi 1-2 gun zaman aliyor. Artik acemligi ustunuzden attiktan sonra cok konforlu bir kullanim sagliyor. Altina yerlestirilen ozel aparatiyla klavye biraz daha yukseltilip daha rahat bir kullanim da sagliyor.
Klavyenin tuslari hem sessiz hem de hassas. Yumusak bir dokunusla harfleri algiliyor ve ses cikarmiyor (veya benim takatuk takatu oten diger klavyeden sonra bana sessiz geldi). Klavye uzerinde F tuslari ayni zamanda ikinci bir fonksiyona da sahip. Ozellikle ofis amacli kullanim icin cok buyuk kolaylik sagliyor. Bunun yaninda yine uzerinde 5 tanesi programlanabilir toplam 8 tane fonksiyon tusu var. Bu programlara ulasim konusunda fayda sagliyor. Ayni sekilde hesap makinesi icinde 4 adet yeni fonksiyon tusu eklenmis. Bunlara ek olarak klavyenin ortasinda yer alan Zoom tusu sayfada yukari asagi hareket ettirmeniz icin elinizin mousea gitmesini engelliyor. Bu scroll tusu sayesinde pencerelerde yukari asagi hareket edebileceginiz gibi fotograf vb durumlarda Zoom yapma imkani da sagliyor. Onun altinda yer alan ileri geri tuslari ile de ozellikle fotograflara bakarken tum kontrolu klavye uzerinden yapmaniza imkan taniyor.
Sozun ozu oldukca kullanisli, kaliteli ve saglam bir klavye olmus bana gore. Zaten klavyeyi elinize alip masanin uzerine yerlestirdiginizde agirligini ve saglamligini hissettiriyor size. Tek dezavantaji normal klavyeden sonra alismasi biraz zaman alabiliyor o kadar.
Bu aksam uzeri zorluk bir yolculukla Trabzon Dunya Ticaret Merkezi’nde yapilan Comtech 2006 fuarina gittik. Benim DTM’nin yerini yanlis hatirlamam ve yururuz yuruzu 10-15 dakikalik bir yol dememden guc alan Cihan ve Alperen’le beraber sagnak yagis altinda gecen 3 saatlik yuruyus sonunda biraz (!) islanmis vaziyette fuara gittik. DTM o kadar uzakti ki “Bugun degil de baska zaman oraya gideriz, orasi daha uzak” dedigim Poligon doga sporlari malzemelerinin de satildigi yeni acilan magazaya bile daha onceden vardik ya neyse…
Comptech 2006 fuarinin uzun uzun adi Bilisim/Bilgisaya ve bla bla fuari diye geciyordu. Ama ici bos sadece adi olan bir fuardan oteye gitmemisti bu sene de. Tarihlerini dondukten sonra ogrendigimde fuarin ertesi gun bitecegini ogrendigimde belki firmalar erkenden gitmislerdir diye dusunerek kendimi teselli ettim sadece. 2 firma disinda diger standlarin ici bostu bana gore. Standi renkli olan 2 firmada klasik bilgisayar/notebook/yazici 3lusu disinda birsey sergilemiyordu. Sergilenen seyleride elletmiyorlardi. HP’nin standinda gorevlilerin ilgisizligi yetmiyormus gibi bir de ukalaca tavirlari yokmuydu aman aman. Standda bulunan bir bilgisayari kullanmak istedigimde “Sabahtan beri kullaniyorlar, bugunluk sogumasi icin kapattik” gibi aptalca bir cumle sarfetmeleri tepemi attirmaya yetmisti. Ne olacak bu firmalarin hali gercekten bilmiyorum. Genel olarak Trabzon’daki bilgisayarcilarin tamaminda gordugum bir davranis bicimi. Hicbirsey bilmedikleri halde sorarsan bilgisayari onlar icat etmiscesine tavirlar, umursamazliklar. Hersey bu kadar da olumsuz degildir tabiki…
Sarilar’in standindaki gorevliler gercekten ilgili ve samimiydi. Yakin donemde almayi dusundugum Samsung 940 BW’yi standlarinda gorme ve ricam uzerine bir sure kullanma firsati verdiler. LCD ekran 19″ ekranlarin boyutlarini dusununce oldukca kucuk geldi ilk etapta. 16:10 formatinda genis ekran olmasinin etkisi olsa gerek. Zira yanindaki 4:3 luk 19″ LCDler daha buyuktu. Goruntu kalitesi icin cok fazla deneme imkani bulamadim ancak o an icin yapilan ekran ayarlarinda goruntu 4:3 olanlarina gore sanki daha fluydu. Ancak fuar kosullarinda bilgisayarlarin ne sekilde kurulduklarini bildigimden dolayi cok da uzerinde durmadim. Yinede bir sure daha etrafi arastirmam gerekecek anlasilan.
Genel olarak fuar -belki son gunlerine denk gelmemizin de etkisi olabilir- oldukca bostu. En basitinden etrafta kayniyordur, secenek boldur dedigim klavye/mouse/hoparlor vs gibi ekipmanlardan hic gormedim desem yeridir o derece. Bir Teknosanin bile magazalari bu fuar alanindan daha fazla bilisim ve bilgisayar teknolojisi iceriyordu.
Insallah bunu duzeltirler; ancak gerek Trabzon’daki bilgisayarcilarin gerekse de tuketicilerin olaya bakislarini dusununce aslinda bu cok bile demek zorunda kaliyorum icimden.
Bilgisayar Kulübü 1. Yerel Linux ve Özgür Yazılım Şenliği
Bilgisayar Mühendisliği DS-03 Salonu – 1 Mayıs 2003
Hackerlığın Felsefesi
Murat Eray KORKMAZ
Internet’ in Protokolünün en zayıf tarafı gelen ve giden bilginin kaynağının ve içeriğinin doğruluğunun kontrol edilmemesidir . Eğer isterseniz sanki başka bir kaynaktan geliyormuş gibi istediği her hangi bir adrese herhangi bir paket gönderebilir.
Hacker ?
Internet dünyasında herhalde Hacker kelimesini duymayan kalmamıştır. Hacker kelimesinin Türkçe ’de aslında tam olarak bir karşılığı yoktur. Bu terim ilk olarak 1950lerde amatör radyo grupları arasında ABD’de kullanılmış daha sonra 1960larda TSS ve ARPAnet çevresinde bilgisayar literatürüne katılmış. Hackerlar için çeşitli tanımlar kullanılıyor: “Sınırlamaları aşmak için yollar keşfetmekten zevk alan kişiler”, “her şeyi, özellikte görünüşte anlamsız detayları, onlardaki gizli tuhaflıkları, yeni özellikleri ve zayıflıkları keşfetmek için derinlemesine incelemeyi seven kimse”
Kendilerine hacker diyenler 1000 kişiden 999’u için olay kendilerinden çok daha bilgili kişilerin buldukları yöntemi uygulamaları ve bu yöntemin işe yaramasını ummaktan ibarettir.
İYİ VE KÖTÜ HACKER’LAR :
Elbette bütün hacker ‘lar kötü niyetli değiller. Bazı hacker ‘lar şirket sistemlerinin güvenliği için çalışıyorlar, bazıları da yazılım sektöründe faaliyet gösteren firmaların ürünlerinde zayıf nokta bulduklarında onları uyararak güvenli iş akışına katkıda bulunuyorlar.
Bir genelleme yapmak gerekirse 3 tip hacker vardır.
1. Siyah Hackerlar (Malicious Hackers):
Hacker olmanın en önemli kurallarından biri olan karşı sisteme zarar vermeme kuralı onlar için pek bir şey ifade etmeyebilir. Açığını buldukları herhangi bir sistemin içeriğini silebilir yada web sayfalarının içeriğini HACKED BY XXX yada OWNED türünden kelimelerle değiştirirler, belirli bir guruba üyelerdir . Çoğu zaman bu guruplar arası savaşlar yüzünden bir çok sayfa yada hükümet sistemleri zarar görür . Bu kişiler kredi kartı ile alışveriş yapılan sistemleri hack ettikten sonra oradan alış veriş yapmış olan kişilerin kart numaralarını kullanarak o kişilere büyük ölçüde zarar verebilirler .
2. Beyaz Hackerlar:
Sistemleri sadece bilgiye (daha sonraları da rahatlıkla) erişebilmek için hack ederler. Girdikleri sisteme zarar vermez ve sistem dosyalarını modifiye etmezler (varlıklarını gizlemek için bir iki log dosyası silmek yada daha sonrada tekrar girebilmek için kendilerine account açmak haricinde). Aslında son derece tehlikeli işler yapabilecekken sadece güvenliğinin zayıflığını ispatlamak amacıyla sayfalarda yada sistemlerde ufak notlar bırakırlar. Diğer bir deyişle sistemi kuran kişilerle dalga geçerler. Genelde iş güç sahibi insanlar olan beyaz hackerlar bir anlamda bedava güvenlik hizmeti verirler .
3. Etik Hacker:
Ahlaklı ve de Saygılı Hackerlerdir. Etik Hackerin görevi, şirketlerin güvenlik açıklarını yakalamak ve bunların kapatılmasında firmaya yardımcı olmaktır. Bir hacker kadar hatta ondanda daha beceriklidir bunlar. Aslında kısaca anti-hacker olarak adlandırabiliriz. Hackerlerin sistemlere verebileceği zararı ortadan kaldırmak gibi iyi ve olumlu bir işle ilgilenmektedirler..
Etik Hackerlar ağlar üzerinden bilgisayar sisteminize sızacak korsanları engelleme gerekirse onları yakalamak gibi olumlu bir misyona hizmet ederler.
Nasıl Çalışırlar
Size Sızalımmı?
Cracker ?
Bu terim gazetecilerin hacker terimini yanlış kullanarak tarif ettikleri kimseleri tanımlamak için hackerlar tarafından 1985li yıllarda oluşturulan bir terimdir. Bu kişiler bilgisayar sistemlerini kırarak onlara zarar vermekten zevk alan kişilerdir. Yaptıkları eylemlerin çoğunun herhangi bir amacı yoktur. Cracker’ların çoğu ergenlik çağındaki gençlerden oluşmaktadır ve bu kişiler kendilerine yükse sesle hacker diye hitap ederler. Hackerlar ise bu kişileri tembel ve sorumsuz olarak görürler. Hackerlarında çoğu zamanında eğlence amaçlı cracking ile uğraşmıştır fakat öğrenme dönemini geride bıraktıksan sonra acil, zararsız ve pratik nedenler hariç crackingle ilgilenmez. Otomobili kısa devre yapmak insanı ne kadar elektronik mühendisi yaparsa, güvenliği kırmakta cracker’i o kadar hacker yapar.
Sonuç olarak hacker ile cracker arasındaki temel fark: Hacker inceler, keşfeder ve geliştirir; cracker ise kullanır, kırar ve amaçsızca zarar verir.
Lamer ?
Cracking, hacking gibi bir kültür hakkında bilgisi olmadan o kültürün parçasıymış gibi davranan kimselere verilen addır. Bunların yaptıkları hakkında da pek bir fikirleri yoktur. Girdikleri bir sistemde kendi izlerini silmeyi beceremezler hatta kendilerine virus bile bulaştırabilirler.
Bunların dışında farklı gruplarda vardır:
HACKERLIĞIN KISA TARİHÇESİ
Hacker kültürünün başlangıcı 1961’de MIT’in PDP-1 bilgisayarını almasıyla ilişkilendirilir. 1984 yılında ilk ciddi cracking hikayeleri duyulmaya başlandı. Aynı zamanda medyada “hacker” terimini yanıltıcı biçimde kullanmaya başladı.
HACKER’LAR NEDEN SALDIRIR :
Politik nedenler ve teröristçe amaçlar dışında hacker’lar can sıkıntısından, birilerinden veya birşeyden öç almak içi zarar veriyorlar. Yalnızlıktan hoşlanan görünüşlerine rağmen hacker’lar aslında bir gruba ait olma isteği ile bu işe başlıyorlar.
Biraz da Hacker felsefesine bakalım:
Hackerların kendilerini adadıkları bir şey varsa oda mükemmelliktir. Bir hacker hiçbir zaman ön tanımlı ayarlarla tatmin olmaz. Her şey maksimum performans ve kendi stiline en yakın çalışma elde edebileceği şekilde ayarlı olmalıdır.
Hackerların görüşüne göre:
Para kullanılmayan toplumlarda olduğu gibi hacker toplumunda da ekonomi = ün. Bu yüzden hackerla takma ad yerine gerçek adlarını kullanırlar. Hacker toplumunu antropologlar hediye-kültürü olarak tanımlamıştırlar.
Hacker Felsefesine göre saygı duyulan faaliyetler:
Hacker etiğinde; bilgi paylaşımının güçlü ve faydalı olduğu ve açık kaynak kodlu yazılımları yazmanın bilgiye ve bilişim kaynaklarına erişim sağlamanın hackerların ahlaki bir görevi olduğu inancı vardır. Ayrıca hırsızlık ve zarar verme olmadığı sürece eğlence ve araştırma amaçlı crackingin etik olarak kabul edilebilir olduğu inancı vardır.
90’lı yılların etiği:
Buna karşın sakınılması gereken konular ise:
Bir Hacker’ın Vicdanı – The Mentor ’86 dökümandan bazı alıntılar:
“… Fakat siz hiç, üç kuruşluk psikolojiniz ve 50’lerden kalma teknobeyinleriniz ile bir hacker’ın gözlerinin arkasına baktınız mı? Merak ettiniz mi onu harekete geçiren şeyi, hangi güçlerin onu şekillendirdiğini? Bir kar oburları tarafından işletilmese sudan ucuz olabilecek zaten mevcut olan bir hizmeti ücret ödemeden kullanıyoruz, ve siz bize suçlu diyorsunuz. Biz araştırıyoruz ve siz bize suçlu diyorsunuz. Biz bilginin peşine düşüyoruz ve siz bize suçlu diyorsunuz. Biz deri rengimiz, milliyetimiz, dini ön yargılarımız olmadan var oluyoruz ve siz bize suçlu diyorsunuz. Sizler atom bombası yapıyorsunuz, savaşlar açıyor, öldürüyor, aldatıyor ve bize yalan söylüyorsunuz, ve kendi iyiliğimiz için olduğuna inandırmaya çalışıyorsunuz yine de biz suçluyuz. Evet ben bir suçluyum. Suçum merak suçudur. Suçum insanları neye benzedikleriyle değil de ne söyledikleri ve düşündükleriyle yargılamaktır. Benim suçum sizden daha zeki olmak suçu, beni asla affetmeyeceğiniz bir suç…”
Bazı bilgiler:
BCG’nin araştırmalarına göre:
Neden özgür yazılım sorunsuna cevap?
Yine aynı araştırmaya göre sourceforge.net (yazılım sitesi) bünyesinde 337,000 kayıtlı üye buna ek olarak günde ortalama 700 üye ve 33,000 özgür yazılım projesi ki buna da günde ortalama 60 yeni proje ekleniyor. Ayrıca sizde buraya kendi projelerinizi ekleyebiliyorsunuz.
Bir diğer araştırma konusu da Motivasyon hakkında. Bunun sonucu da:
Başka bir araştırmada da “Ben Hacker kültürünün parçasıyım” sorusunun cevabı:
Birde bu işle uğraşanların hakkında bazı istatistikler bulunmaktadır.
Son olarak; CERT (Carnegie Mellon Üniversitesi bünyesindeki Yazılım Mühendisliği Enstitüsü’ne bağlı internet güvenliği birimi) ’nin yayınlamış olduğu 2001 yılı rakamlarına göre 52.658 güvenlik açığı bildirimi yapılmış ve 2.437 güvenlik açığı tespiti gerçekleştirilmiş. Amerikan üslerinden birine ise bir günde 125.000 sızma girişimi gerçekleştirilmiş. Yapılan araştırmalara göre bir kurumun kaynaklarına yapılan saldırıların %60’ı kendi iç ağlarından yapılmaktadır. Yani yapılacak olan güvenlik politikası hep iç hem de dış etkenleri kapsayacak düzeyde olmalıdır. Bunlara ek olarak günümüzde 50.000’den fazla virüs bilinmektedir ve bu virüsler artık tek bir işletim sistemine etki etmemektedir. IDG News’deki bir habere göre mart-2002 tarihinde hem Linux hem de Windows’a bulaşabilen ilk virüs tespit edilmiş.
Son olarak: