Secim gununun bu kadar iyi, yok yok olagan ustu gececegini tahmin etmiyordum. Biz oy kullandiktan sonra anneannemler aradilar, onlarin sandiklari koydeymis. Onlari goturmek uzere evden ciktim. Giderken koyde oyalanacagimizi bildigimden makineyi de yanima aldim. Genelde hava kapali olunca pek fazla istahim olmaz fotograf konusunda. Ama sıkıntıdan makineyi alip hemen koydeki evin karsisinda ki yamaca ciktim. Orada bir kaya vardir, tum vadiyi gorebilen oraya cikiyim dedim. Donuste hic beklenmedik birsey farkettim. Ortalik kelebek kayniyordu. Havanin kapali olmasindan dolayi kelebek veya bortu bocek olmaz derken etraf civil civildi. Biraz kelebekler biraz ciftlesen ari fotografi cektim. O esnada farkli bir tur kelebek gordum. Tam ona yoneliyordum ki “O”nu gordum. Evet o bir yusufcuktu. Internetten sık sık hayranlikla fotograflarina baktigim bu dogaustu hayvan 2 metre otemdeydi. O andan itibaren benim icin zaman durmustu sanirim :P Kendime geldigimde 40-50 fotografini cekmistim yusufcugun. Acayip mutluluk verici bi an. Daha sonra donus gecmek uzere yerimden tam kalkarken bu seferde bir peygamber devesi gordum ki o da ayri bir etkileyicilige sahip hayvandir. Ilk basta cimen sallaniyor ruzgardan sandim ancak hareket edince son anda farkettim. Kirk yil dusunsem o yamacta fotograflamayi cok istedigim bu hayvanlara rastlayacagimi zannetmezdim. Hele ki yusufcugun dere kenarlarinda veya sazliklarda oldugunu dusununce :D
O gunden bir iki kare fotograf:
Dun gece seyrettim bende. Filmin baslangici guzeldi bence. Insani filmin basinda tutuyor. Ayni sekilde bitisi de oldukca iyiydi. Zaten bana kalirsa filmi sonu kurtardi. Arada kalan kisim cok da muthis degildi ki bi ara kalkiyordum neredeyse filmin basindan.
Muzikler harikaydi. Film icinde kullanimlari falan cok iyiydi. Her muzik basladiginda filme bakisim degisiyordu, bitince muzikler yine eski rutinlere donuyordu tongue.gif .
Ozgu Namal’i cok merak ediyordum. Cunku surekli sevgi pitircigi gibi ortalikta gezinen birinin dramada ne yapacagini merak ediyordum. Bence yakismiyor ona boyle duygusal roller. Ses tonu sanki o duyguyu yansitamiyormus gibi geliyor. Veya surekli dedigim gibi ortaliklarda agzi kulaklarinda gezdiginden ben oyle goruyorum. Ama mesela Buyu filminde de seyretmistim. Orada gayet iyiydi, basariliydi. Ama iste burada duygusal seyler soyleyince yapay durdu uzerinde. Ama rolunun hakkini veriyor tabi. Gulerken pat diye gozyaslarina bogulabilmek kolay bisey degil.
Bir de Umut Kaya’nin oynadigi rol icin birsey diyecegim. Adamin hareketleri, konusmalari bana direk Avrupa Yakasi’ndaki su ofiste calisan elemani Tanriverdi’yi hatirlatti ki ben Avrupa Yakasi’ni bile dogru durust seyretmis biri degilimdir. Herhalde 1-2 bolum seyretmisimdir o Tanriverdi’nin oynadigi. Ama o kadar cok benziyordu ki. Ses tonu, konusma sekli falan ayni gibi. Filmden sonra hatta acaba o cocuk mu oynuyor diye baktigimda o olmadigini gordum. Seslendirme falan mi acaba?
Ozetlersek bu tarz filmleri sevenler icin guzel bir filmdir. Ancak basi, sonu ve muzikleri disinda ben cok da hayran kalamadim. Filmin ortasi cok yavan geldi bana.
Evet gunu ozetleyen kelime: “Yemek” .
Diyorum diyorum anlatamiyorum… Ne varsa yemekte vardir :P . Yemek buldun ye, dayak buldun kac :D
Gectimiz hafta halamlar gelmisti tatilden. Okuldu, mezuniyetti uzerine birde Karadeniz Oyunlari derken bir turlu firsat olmamisti gorusmek. Dun gittim gordum cok sukur. Hayir sali gunu de gidiyorlarmis neredeyse goremeyecektim o olacakti. Hadi halami ve Elif’i yilda 1 kez bile olsa goruyordum ama hayrettin dayimi gormeyeli 7-8 yil, Hatice ve Muhammedi gormeyeli neredeyse 4 yil olmustu. Gecen aksam bize geldiklerinde Hayrettin dayim koye mangala gideceklerini soyleyince bende gayri ihtiyari atladim tabii…
Dun oglen ciktik yola; hayrettin dayim, zeki eniste ve muhammed. Aksam saat 4′te yanacakti mangal. Daha erken oldugundan yola cikmisken Rize’ye gidelim dediler biraz gezeriz diye. Gunlerdir cayir cayir yanan hava sansmizdan kapatmisti. Yetmezmis gibi bir de sagnak yagmurla cikti yola. Rize’ye geldigimizde Zeki abiden tarafindan ortaya muthis bir fikir atildi. Cayeli’nde meshur bir kuru fasulyeci varmis; Husrev. Gidip birer tabak yiyelim mangaldan once aperatif olarak. Kulaga cok hos gelen bu konuyu derhal uygulamaya koyaraktan solugu Husrev’de aldik. Cok da muthis oldugunu soyeleyemecegim ama yine de bogazimizdan birsey gecmesi guzel oldu. Zaten fasulyeyi de tadimlik koymuslar tabaga. Ne is anlamadim tipki meshurlugunun nereden geldigini anlamadigim gibi. Neyse simdi kirk yillik Husrev’e laf atmiyayim…
Yemekten sonra tekrar geri Trabzon’a donup koye cikalim dedik. Koye yaklastikca mangalin dusuncesiyle mideler guruldarken gunun ikinci surpriziyle karsilastik (ilki yomrada patlatip yaklasik yarim saat farketmeden uzerinde gittigimiz patlak sag on lastikti :P ). Birak koyde mangalin yakilmis, etlerin kizarmis olmasini kimsecikler yoktu. Mangal fikrini ortaya cikaran Osman abi ortalarda yoktu. Koyde yol kapaliymis onceden; yol kapali diye gelmemis. Biraz orada oturduktan sonra ikinci parlak fikri ortaya atan Muhammed oldu. Sıkı bir pazarlik sonuda Zeki abiye Üç Pınar’da kavurma ismarlatma sozu verdirdi. (Ancak kendisi bizimle yaylaya gelmeyip asagida koyde kalip biz donene kadar uyudu :P) Aksam 6 gibi koyden direkt yaylaya dogru donduk. Asagilardaki kapali hava yukarilarida yerini sise ve yagmura birakiyordu. Aslinda bu cok iyi birseydi zira kac aydir ilk defa usudugumu hissetti. Yaylaya ciktigimizda planlarda ufak bir degisiklik oldu. Kavurma yerine Zeki abilerin yayladaki evlerinde kuymak yedik. Cok yerde, cok cesitli kuymaklar yemisimdir. Hepsinin tadi ayriydi, kendine has tadlari vardi. Ancak bu kuymak gibisini simdiye kadar yedigimi hatirlamiyorum. Boyle bir lezzet olamaz. Yayladayiz… Hersey dogal, her sey miss. Aslinda surpriz olmasa gerek. Muthisti. Ne oldugunu anlayamadan iki tabak yemistim. Ehh tabii temiz hava yukseklikle birlesince insanin karni acikiyo. Sehirde birak iki tabagi o nemin icinde 1 tabak yiyince mahvoluyodum. Muthis kuymaktan sonra birer bardakta cay icip aksam 9da geri donmeye basladik. Donuste Muhammed’i de aldik koyden. Ona da imrenmedim degil. Disarida felaket bir soguk vardi. Ve boyle bir sogukta yagmur catinin saclarina vururken kalin, agir bir yorganin altinda uyumanin tadi da bir baskadir. Boyle uyumanin tadina varamayan hic kimse ben rahat uyudum demesin. Sehire dondukten sonra bogucu nem altinda yataktan saga sola donup uyumaya calisirken daha da bir andim Muhammed’i … Keske ikisi de bi arada olsaydi; once yemek sonra uyku :D
Karadeniz oyunlari da bitti Cumartesi aksami itibariyle. Her ne kadar acilis gibi gorkemli olmasa da yine de guzeldi. Kolbasti ekibi yine guzel bir show yapti.
Oyunlar genel olarak oldukca keyifli ve guzeldi. Simdi oturup gun gun neler oldu neler bitti yazacak degilim. Guzel seyler oldu, oldukca keyifli ve bol kahkahali bir hafta gecti. Bu kadari yeter. Bu oyunlar bakaraktan 2011 Avrupa Oyunlarinin cok daha muthis gececegine eminim. Heyecanla bekliyoruz valla.
Ilk bir kac gun basin merkezinde kalinca haliylen sıkıcı gececek diye varsayarken sonrasinda arakli, of ve son gun de vakfikebirdeki maclara gidince keyfi daha da bir artti. Ozellikle Berk ve Murat’la birlkte Aralik ve Of’taki maclar super keyifliydi… Hani 10 gun daha olsa 10 gun daha gidilirdi. Gerci ondan sonra kendimi nerede sanirdim orasini hic bilmiyorum. Zira son gun ben vakfikebirdeyken arayanlara Of’tayim ben diyodum :D … Aklim orada kalmis ben napiyim…
1 hafta boyunca 19 mayistaki basin merkezinde calistik; arada firsat oldukca kactik bi taraflara. Oradaki ekip tam olarak surada bulunmaktadir. Insallah tekrardan en kisa zamanda bir araya geliriz bir sekilde :P Bu arada fotograflarda 2 onemli zat-i muhterem de eksik; Berk ve Murat. Gariplerim salon salon gezmekten haliylen fotograflara istirak edemiyorlar. Ama gorev kutsaldir tabii…
Berk is ustundeyken. Hemen onunde de Trabzon-Arakli-Of-Trabzon istikametinde bizi bi oraya bi buraya tasiyan Yasar abi.