m.eray:Günlük

Aylara göre November, 2006

Tuesday
28 Nov 2006

Aksamki sergi acilisinda, salondan iceri girdigimde -tam acik bufe yemek masasina yonelmisken- Zafer Hoca yanina cagirdi. Yanina gittigimde ilk kurdugu cumle “Murat bu fotograflarin hepsi Nikon Coolpix, bir compact makineyle cekildi” seklindeydi. Daha sonra ayakustu biraz konustugumuzda konu “Fotografi ceken makine midir? Yoksa goz mudur?” e kadar gitti. Bu sekilde ayar bile gerektirmeyen makineyle bu kadar kaliteli sonuclar alinabiliyorsa -ki sergideki fotograflar yaklasik olarak 40×50 hatta daha buyuk boyutlarda baskilardan olusuyordu- yuzlerce dolar verip daha gelismis bir makine almak gercekten gerekli miydi?

Ustelik daha fonksiyonlu, daha buyuk makinelerle fotograf cekmenin dezavantajlarida var. Elimizdeki makine ne kadar karmasik olursa fotografa odaklanmamizda bir o kadar zor oluyor belkide. Fotograf cekerken kafada surekli su ayari mi yapayim, yok yok bu ayar daha iyi olur gibisinden surekli bir dusunce yogunlugu olmuyor mu? Yok su lensi taksam daha iyi olur, hayir bu lens daha basarili olur diye baslayan kararsizlik sonucu belkide cekmek istedigimiz “an” coktan ortadan kayboluyor. O halde compact makineler aslinda daha iyi degil midir? Cunku sadece dusuncede “fotograf” oluyor, “an”i yakalamak olmuyor, olamiyor.

Belkide atladigimiz en onemli nokta budur fotografta. Hic kimse elindekinin kiymetini bilmez, gozu daima disaridadir. Compact makinesi olan daha buyuk bir SLR-Like makine ister. O tip makinesi olanin gozu ise bir dijital SLR’dedir. Cunku fotograflara bakinca dijital SLR ile cekilmis fotograf daha guzeldir; kendi makinesi guzel fotograf cekmez. Iste bunun gercek yaniti fotografi neyin cektigi sorusunun yanitiyla ayni aslinda. Nice fotograflar gordum “Abi para verip almam o uyduruk makineyi” denilecek fotograf makinelerinden cikmis sanat eseri; nice fotograflar gordum binlerce dolar verilip alinmis makinelerden cikan ancak bir seye benzemeyen.

Gozu daima bir ust seviyedeki makinelerde olan, para/imkan bulduktan sonra o makineleri alip cekim yaptiktan sonra hayal kirikligina ugrayan cok insan var etrafta. Cunku fotografi “goz”un cektigini bilmiyorlar. Makinelerin birer amac degil de arac oldugunu kabul edemiyorlar. Belkide dijitalin en kotu tarafi bu oldu.

Daha buyuk, daha fonksiyonlu makinelerin bir diger cekici tarafida insanlarda “prestij” duygusu olusturmasi, daha dogrusu oyleymis gibi sanilmasi. Fotograf teknigi zayif olan/olmayan insanlar bu dunyada kendilerine yer edinebilmelerinin iyi, buyuk bir makineden gectigini dusunurler. Zannederlerki boynunda asili duran 2 kgluk bir ekipman oldugu zaman kendisi fotografci olur, tum fotograf camiasindan taninir, sevilir. O yuzdendir ki fotografi birakin hobi olarak gormeyi, yilda 1 kere bile fotograf cekmeye usenen kisilerde bile vardir binlerce dolarlik ekipmanlar.

O yuzden ozellikle fotografa yeni baslayanlarin kapildiklari yanlis dusuncelerdir, iyi bir makinem olsun dusuncesi. Onemli olan iyi bir makine degil, en ince ayrintisina kadar kullanmayi bildigin makinedir. Ozellikle dijital fotograf makinelerinin -markalari ne kadar farkli olursa olsun- kullandiklari dil, semboller, menuler hemen hemen birbirinin aynidir. Bu yuzden ozellikle dijitale hatta ve hatta fotografa yeni baslayanlar direk karmasik fonksiyonlarla donatilmis makineler yerine biraz daha sade ancak tum fotografik ayarlara erisime olanak veren modellerle baslamalidir fotografa. Bu isi gercekten severek yaptigina, bu isi yaparken zevk aldigina tam olarak inanmadan, kullandigi makineyi en ince ayrintisina kadar bilip artik makinenin/fonksiyonlarinin ona yetmedigine inanana kadar da o makineyi elinden dusurmemeli, gozu disarida olmamalidir. Yeni makine arayisinda da gozu “prestij”de degil ihtiyaclarin olmalidir. Pek ala surekli yatirim yapilmasini gerektirenbir dijital SLR sistemi yerine A’dan Z’ye tum ozelliklerle donatilmis bir SLR-Like tipi makine bir omur ihtiyaclarini giderebilir.

Sondan  basa dogru gidersek; insanlarin ihtiyaclarinin ne olduguna karar verebilmesi ve bu ihtiyaclari dogrultusunda makine arayisina girebilmesi icinde dijital fotograf makinelerini tanimalidir. Dijital fotograf makinelerini taniyabilmek icin de oncelikle kullandiklari tum makinelerin her turlu ozelliklerini en ince ayrintisina kadar bilmelilerdir, kullanmalilardir. Bu ayrintilari da bilip kullanabilmek icin oncelikli olarak temel fotografik bilgilere sahip olmalidirlar. Yani oncelikle ekipman degil egitim olmalidir, bilgi olmalidir.

Bu sebeptendir ki fotografi “makine” cekmez, “goz” ceker. Ister 100$lik bir makine olsun, ister en pahali lenslerle donatilmis 5000$lik makine olsun. Bilemedikten sonra, goremedikten sonra neyle cektiginin hic bir onemi yok.

ECDL-Cad

Monday
27 Nov 2006

Gecenlerde Dunya Bilgisayar‘da girdigimiz ECDL CAD sinavinin sonuclari aciklanmis. 40/40 tam puanla rafta tozlanmak uzere duracak yeni bir sertifika daha almis oldum. Hadi hayirlisi artik.

Sunday
26 Nov 2006

Fotograflari Canon EOS 10D / 18-50 @18mm ile cektim. Birlestirme icinde yukarida da bahsettigim gibi Panorama Factory programini kullandim.

Cekim asamasinda cok aman aman birsey yok aslinda. Iki seye dikkat etmek yeterli; 1. pozlama, 2. cekim . Genelde panorama cekimlerde sabit diyafram ve enstantane degerleri secilmesi ve tum karelerin o ayarlarla cekilmesi tavsiye edilir. Ancak ben genelde bu ayarlari (her adimda) makineye birakirim. En dogru isik ayarini yapsin diye. Bu esnada da her kare cekimi oncesi kontrolu yaparsan zaten hemen hepsinde ayni ayarlarin kullanildigini goruyorsun. Belki cok fazla isik farkinin oldugu durumlar sapabiliyor ama pozlamada simdiye kadar hicbir sorun yasamadim.

Cekim asamasinda ben soyle bir yol izliyorum:

Oncelikle nereden nereye kadar cekecegimi belirliyorum. Daha sonra ayaklarimi hic oynatmadan tek seferde sadece belimi cevirerek istedigim tum kareleri cekebilecegim bir pozisyon belirliyorum kendime. Daha sonrada belimi dondurerek ilk kareden itibaren hic oynamadan (yukari-asagi da oynamadan) sadece belimi cevirerek tum kareleri cekiyorum. Kareleri cekerkende ilk cektigim karenin -cektigim yone gore- 1/4unu ikinci karenin icine de ekliyorum. Boylece panorama factory birlestirme yerlerini daha iyi belirleyebiliyor.

Peynirli Pogaca

Sunday
19 Nov 2006

Peynirli Pogaca

Malzemelerimiz:

Hamur icin

  • 3 adet yumurta (2 tanesinin sarisi pogacalarin ustune surulmek icin ayriliyor)
  • 1 su bardagi yogurt
  • 1 cay bardagi sivi yag
  • 1 paket oda sicakliginda yumusamis margarin
  • Yarim paket kabartma tozu
  • Aldigi kadar un
  • Tuz (Eger sizde benim gibi koymayi unutursaniz bosuna hamuru yaptiktan sonra bi umut ustune atmayin biggrin.gif)

Ici kisim icin

  • Beyaz peynir
  • Dogranmis maydanoz


Eger yaparsak;

  • Oncelikle tum malzemeleri bir guzel mavi kabimiza doldurup karistiriyoruz. Gecen sefer yaga direk elle giristigimde mahvolmustum. Bu sefer engin tecrubelerime tongue.gif dayankara kasikla hazirladim karisimi. Un haric butun hamur malzemelerinden homojen vicik vicik bir karisim olusturduktan sonra yavas yavas unu ekleyin. Elinize yapismayacak derecede “Tamam canim olmustur artik” diyene kadar ekleyin unu.
  • Hamurumuz hazir olduktan sonra ic malzemleri icin dogranmis maydanozlarla ufalanmis beyaz peyniri bir guzel karistirin ve ic karisimi hazirlayin.
  • Hamurdan yaklasik olarak avuc icinizin yarisini dolduracak buyuklukte veya sizin ongordugunuz buyuklukte hamur alip unlanmis bir tahta veya tezgah uzerinde once avuc iclerinizle sonrada parmak uclarinizla bir guzel acin. Ben beceremedim ama siz becerebilirseniz tam yuvarlak seklinde acin hamuru boylece daha duzgun yarin daireler olusur; veya benimki gibi garip sekiller olusur biggrin.gif
  • Hamuru actiktan sonra icine 1 tatli kasigi veya yarim yemek kasigi tongue.gif kadar ic malzemeden koyun ve yarim daire olacak bicimde agzini kapatin. Eger benim gibi yeteneksizseniz yaptiginiz sey yarim daireden cok uzak birsey olacak. Bu durumda el yordamiyla yarim daireye en uygun sekle getirmeye calisin. Kapanma yerlerinden iyi bastirarak pisme esnasinda acilmasini onleyebilirsiniz. Yoksa bi kaci acilabiliyor.
  • Daha sonra yaptiginiz pogacalari tepsiye sirayla dizin. Ben 15 tane pogaca cikardim. Gerci benimkiler biraz devasa oldu. Boyle 1 tane yiyince tadimlik degilde doyumluk olan cinsten biggrin.gif
  • Tepsiye dizdikten sonra daha onceden hazirladiginiz yumurta sarilarini bir firca yardimiyla pogacinin ustune guzelce surup daha onceden 200 dereceye ayarladiginiz firin atiyoruz.
  • Firinda pogacalarin ustu iyice kizarana kadar pisiriyoruz.

  • Yumurta sarisini surdukten sonra pogacalarin ustune susam vs atabilirsiniz zira benim aklima pistikten, is isten gectikten sonra geldi.
  • Yukarida da dedigim gibi tuz atmayi unutmayin. Ben cok tuzlu yemedigimden farketmedim bile ama babam yetmezmis gibi bi de tuzlu olmus dedi.

Bu arada bisey daha sorayim. Yine babamin demesin hamuru eksi olmus. Ben yine boyle birsey farketmedim ama (malum kendi yaptigim seye laf edecek degilim tongue.gif). Dedigine gore hamurun mayalanmasi icin beklemedigimden oyle olmus. Boyle birsey var mi? Zira maya falan yoktu tarifte, hani her hamur isinde boyle bi bekleme suresi var mi? Yoksa babam beni cekemiyor ondan laf mi atiyor tongue.gif

Afiyet olsun sorcerer.gif Ha bu arada sicak yiyin yiyelim.gif

Poseidon’dan Kacis

Saturday
18 Nov 2006

Can’a bir tesekkur borcluyum sanirim.

Ilk sinemaya geldiginde Can’la beraber sinemanin onunde tartismistik: Poseidon’dan Kacis’a mi gidelim yoksa digerine mi? (digerinin adini unuttum tabii) . Sonra oyledir boyledir diyince diger filme gittik. Gerci otekide iyi sayilmazdi, hatta vasatti bile diyebilirim.

Bu aksam seyretme firsati buldum bu filmi. Bu da cok iyi sayilmaz. En azindan sinemada izlenmek icin zaman ayirmaya degmeyecek bir film. Cok klasik bir macera/aksiyon karisimi olmus. TVlerden cekim arkalarini, maliyetlerini falan seyretmis. Cok ovmuslerdi ama bence cok bostu. Gorsel efektler gunumuz teknolojilerini ve yapilanlari goz onunde bulundurursak koca bir sifir. Sanki 80li 90li yillarin teknolojisini kullanmislar. Onun disinda konunun islenisi cok hizli gerceklesiyor; ne olup bittigini anlamadan olaylar basliyor hatta bitiyor. Seyrederken canim sıkıldı, hani kalkip gideyim dedim neredeyse. Film macera/aksiyon filmi diye geciyor ama ikisi de yok gibi birsey.

Yapacak hicbirsey olmadigindan sirf zaman oldurmak icin seyredilebilecek bir film. Aslinda seyretmek icin baska -cok daha iyi- alternatiflerde var. O yuzden uzak durmak en iyisi.

Fotograf Gunleri

Thursday
16 Nov 2006

Fotoforum onculugunde duzenlenen 7. Trabzon Fotograf Gunleri bu cumartesi gunu Huseyin Kazaz Kultur Merkezi’ndeki acilisla basliyor. Bakalim bu seneki etkinlikler nasil gececek.

Fotograf Gunlerinin programi tam olarak surada; ilgilenen olursa:

Sinav Haftasi

Thursday
16 Nov 2006

Bazen dusunuyorum acaba bu sekilde sinavlarin 1 haftada olup bitmesi iyi mi? kotu mu? 4 gunde 8 sinav olduk/olacagiz. 3 gunde 6 tanesi bitti. Yarinda -hic ara veremeden- son 2 tanesine girecez ve ilk vizeleri bitirecegiz.

1 haftada olmasi guzel aslinda; cok fazla stres olmadan bi cirpida bitiyor sinavlar. Ama ayni zamanda kotu de. Hangi birine insan calisacagini karistiriyor, hadi calismayi karistirmadin bu sefer sinavda karistiriyorsun. Veya tamam bu sekilde sinav programi ayarliyorsunda bari derslerin iceriklerine zorluk/kolayliklarina bi bakin yahuu. En kazik ve icinde bol miktarda sozel konu olan iki dersi ayni gune koymussun; ustelik 8-10 ve 10-12 gibi hic ara vermeden. Ondan sonra vayy efendim niye ogrenciler derslerde basarisiz oluyor…

Peheyyy

Fotografya

Sunday
12 Nov 2006

Oldukca uzun bi arada sonra Turkiye’nin Ilk Sanal Dergisi olan Fotografya‘nin 18. sayisi cikti. Bu sayida 29 Mart’taki gunes tutulmasiyla ilgili bir bolum hazirlamislardi. Bu bolumde gonderdigim 4 fotografi yayinlamislar. Gerci bu ise en cok Mevlut sevindi. Eee meshur oldu cocuk tabii :P

Transformers

Friday
10 Nov 2006

2007 yazinda geliyorlar geri… Transformerslar. Ahh ahh unutmusuz valla transformerslari, Optimus Prime‘i… Kucukken hic kacirmazdim cizgi filmini. Bi cocuga arabalari sevdireceksiniz oturtun transformersin basina yeterlidir; ancak ucaklardan nefret edebilir bu durumda. Bunu da goz ardi etmemek lazim. Gecenlerde haberine bi yerde rastlayinca cok heyecanlanmistim. IMDB’den bakinca kadronun belli oldugunu ve 2007de vizyona girecegini ogrendim. Benim gibi bircok fanatik hayrani olan bu cizgi filmin beyaz perdeye aktarilmasi icin gec bile kalinmis. Simdilik heyecanla ilk filmi bekliyorum; boyle bir konu/yapit varken ellerinde sonucun kotu birsey olacagina pek ihtimal vermiyorum. Ustelik Pearl Harbor ve Armageddon’dan bildigim Michael Bay in -ozellikle Pearl Harbordan sonra- kotu bir film cekecegini dusunmuyorum bile. Ayrica en kiytirik filmlerin bile ikincilerinin cekildigi gunumuz Hollywood’unda Transformers’in 2,3,4 seklinde bir seri yapilmasini umut ediyorum cani gonulden.

Bugunun diger suprizleri Butterfly Effects 2 (Kelebek Etkisi 2) ve Brazilian Job . Ozellikle Kelebek Etkisi buyuk bir surpriz oldu benim icin. Zira ikincisinin cekilmesini hic dusunmemistim bile. Hicbir yerde haberini de duymamistim. Bu aksam ZevZek’te okudugum bir mesajdan sonra ne goreyim; film cekilmis, vizyona girmis ustelik DVDsi cikiyor. Ustelik Turkiye’de konuyla ilgili hicbir gelisme yok. Ilk filmi cok begenmistim, guzel bir senaryosu vardi. Ashton Kutcher ‘da harika bir performans sergilemisti ve basariyla ustesinden gelmisti bana gore. Ancak ikinci filmde kadro tamamiyle degismis. Yakin bir zamanda seyretme firsatim olacak gibi gorunmuyo, bakalim nasil olmus. Diger devam filmleri gibi vasat mi acaba? .

Bir diger devam filmi de Italyan Isinin devami olan Brazilyali Isi (bu boyle mi cevrilecek ? ) . Mini Cooper sahneleri ve Charlize Theron disinda seyredilesi bir aksiyon macera filmiydi. Aslinda konu ve mantik olarak Ocean’s Eleven (Ocean’s serisi) ‘ne benzettim ben filmi. Ikisi de soygun uzerine kurulu ve ikisinde de ilginc, siradisi yer yer zekice planlar var. Bakalim bunla ilgili de henuz bir haber yok; ne zaman girecek vizyona gorecegiz.

Friday
10 Nov 2006

Gunumuz TV programlarini dusununce Digiturk kesinlikle artik her evde olmali. Artik kadin programlarinin, duygu somurusu yapan programlarin, popstart sustar bustart programlarinin, igrenc magazin programlarinin suyu cikti. TVnin her kosesini bunlar kapladi; geriye kalan koseleride diziler. Ana haber bultenleri bile ilk 5 dakikadan sonra magazine donuyor. Neyleyeyim boyle televizyonu.

Uzun bi aradan sonra neredeyse yeniden duzenli olarak televizyon seyretmeye basladim. Sirf belgesel kanallari icin eve digiturk aldim; biraz da babamin zorlamasiyla. Iyi de olmus. Sadece NG ve Discovery icin bile alinir. Enfes belgeseller var… Istanbul’dayken Ibolarda kaldigimda da seyrettigimiz bir iki programin bagimlisi oldum bile diyebilirim…

Dun aksam birazda benim gazimla babam DVD Recorder aldirdim. Aslinda ben bi bak demistim ama gitmis almis. Bu aksam ki deprem belgeselinin de bunda etkisi var tabii. Aksamdan beri DVD Recorderi digikutuya baglamaya ugrasiyorum. TV-Digikutu-DVD Recorder arasinda ne kadar baglanti olasiligi varsa hepsini denedim neredeyse; scartlardan bir turlu kayit yaptiramadim. Aksili recorderin kumandasini da almadigindan babam fazlada kurcalayamadim. En son bi baglantiyla cozdum olayi ama pek saglikli degil gibi. Kalite olarak cok fazla da inceleyemedim aslinda. Ama yine de bir iki belgeselin kaydini alip, kisa kisa seyrettim. Cok cok iyi olmasa bile tatminkar. Kumanda geldikten sonra bakacagiz artik.