m.eray:Günlük

Aylara göre September, 2006

Kackar’da Buzul Baskadir

Friday
22 Sep 2006

Sonunda biraz kafa dinlemek icin firsat bulacagim sanirim. Stajin uzamasindan dolayi erteledigimiz buzul egitimine ancak firsat bulduk gitmek icin, bu aksam cikiyoruz yola. Olsun, gec olsun guc olmasin demiyorlar bosuna :P . 3-4 gunu daglarda gecirmek, biraz kafa dagitmak, temiz hava almak hic de fena olmayacak. Istanbul’da soludugumuz kirli havayi temizleriz iste :D Gerci bakalim hava almaya firsatimiz olacak mi o da var. Bu tarihlerde Karadeniz zaten yagisli oluyor; kimbilir Kackar taraflari nasildir. Dun bi arkadasla konustum, buralarda acayip gok gurluyo yagmur yagiyor diyordu. Eger Rize taraflari da oyleseyse yandik ki ne yandik; ayy yok islandik ki ne islandik :P Gerci yagmur yagmasi da iyi oluyor. Yagmurun sesini dinleye dinleye uyumuk gibisi varmi beeee :zzz:

Ayrica bu egitimin de ayri bi onemi var gerci benim acimdan; sadece egitimin degil aslinda Kackar’in da diyebilirim. Ilk kez bir tirmanis icin -alt ekip olarak da olsa-, uzun soluklu bi kamp icin Kackar’a gelmistim. Ilk ciddi kis tirmanisimi 2004 kisinda cok uc kosullarda yine Kackar’da yapmistik ve herseye ragmen zirveye cikmistik. Simdi de ilk kez lider olarak, egitim faaliyetinin lideri olarak yine Kackar’a gidiyorum. Insallah hayirlisiyla gidip, sorunsuz doneriz.

Mert

Wednesday
20 Sep 2006

Adı Mert’mis.

Bugun firsat bu firsat diyip Can’la beraber Duzkoy’e Mert’i bulmaya gittik. Tabii giderken kimi aradigimizi bilmiyorduk ya :P Once Cihan’larin koyune gittik, oradan da adini cok duydugum ancak gitmenin bir turlu nasip olmadigi Cal Magarasi’na. Sezon bitmisti; in cin top oynuyordu oralarda. Zaten cok da bi gelisim yoktu aslinda magaranin civarinda. Tanitim eksikligi; oysa ki acilmis olan 1 kmlik yoluyla magara Turkiye’nin ve dunyanin sayili buyuk magaralarindan biriydi. Icerisini bir bastan bir basa hizliya yakin tempoda gezmek 40-45 dakika suruyor. Bu sadece acilmis olan kismi. Fuat’la konustugumuzda (Kendisi magaranin giris cikislarini kontrol ediyor ve hemen magaranin ustunde magara gibi bir kovuktaki cay ocagini isletiyor) magaranin cok daha derin oldugunu; gecenlerde 3 arkadas kapali olan kisimde yaklasik 2-3 km kadar ilerlediklerini ve bu esnada 20 metreye varan bir duvar tirmanip, surekli suyun icinde gittiklerini, bir noktadan sonra malzeme yetersizliginden dolayi geri donuklerini soyledi. Dedigin gore halen yol devam ediyormus. Ama halen en buyuk problem yapilan tanitim ve yatirim. Ne bir tanitimi yapiliyor ciddi ciddi ne de dogru durust bir yatirim var; yollar bozuk, kucucuk. Zaten sehirden, anayollardan uzak olmasi da bi dezavantaj. Ama bazi projeler varmis bakalim ne olacak. Daha sonra Fuat’la cay ocagin ciktik bi kahvesini icmeye. O esnada Salim amcayla ve ziyaret icin karsi koyden gelen bi amcayla tanisip biraz sohbet etme imkani bulduk. Ozellikle Salim amca cok dertli bu ogrenciler konusunda; ogrenci oldugumuzu duyunca anlatti. Yarim saat kadar oturduktan sonra sisin de cokmesiyle biz de yola ciktik yeniden.

Aaa burasi, yok surasiydi, surdan donmustuk derken sonunda bulduk aradigimiz yeri. Zaten oraya geldigimizde degisen birsey yoktu :lol: Cocuklar yine aynen yolda kosturuyordu. Once kucuk Merve‘yi gorduk; Mert’in kiz kardesi. Daha sonra da Mert‘i . Ayni valla, hic degismemis :lol: Hala yuzu guluyo, hala gulusu ayni :lol: Konya’dan Selcuk Universitesi’nden Ayse Hanim gonderdigi oyuncaklarini, topunu, defterlerini, boyama kalemlerini, okuma kitaplarini verdik; ayrica gecen gelisimde cektigim Merve ve Mert’in birer fotograflarini. Henuz 6 yasindaymis Mert. Anaokuluna gidiyormus, seneye de ilkokula baslayacakmis. Bu arada babalariyla, Ayhan abi’yle tanisma firsatimiz da oldu. Kendisi de cok iyi bir insan; cok sicak ve icten karsiladi bizi.

Cok garip bir duygu; bir o kadar da guzel. Boyle birseye vesile olmak, bir cocugu sevindirmek cok cok guzel bir duygu. Oyuncak arabalari, topu kucagindayken Mert’in gozlerini gormek gerekiyor bu duyguyu anlamak icin sanirim…

Insallah bir omur boyu boyle gozlerinizin ici guler cocuklar :cicek:

Ayrica buradan Selcuk Universitesi Mesleki Egitim Fakultesi Okul Oncesi Egitime Destek Toplulugu‘na ve Ayse Hanim’a boyle birseye vesile olduklarindan dolayi da cok cok tesekkur ediyorum.

O gunden birkac fotograf. Fotograflar icin de Can’a tesekkurler…

Yoresel Yemek Yarismasi

Sunday
17 Sep 2006

2.si duzenlenen Uluslararasi Trabzon Kultur ve Sanat Festivali’nde bugun Yoresel Yemek Yarismasi vardi. Sabah Can’la oraya gittim. 11 gibi oradaydik. Yarismacilarin enfes yemekleri hazirdi; juriyi bekliyordu.

Boyle bir yarismada juri olmak nasil birseydi acaba? :D Dusunsene bir masada oturuyorsun ve birileri sana tatman icin surekli yemek getiriyo. Boyle ise/goreve can kurban…

Aslinda beni ilgilendiren yarisma kismindan ziyade akabinde gerceklesecek olan ikram kismiydi. Ondan dolayi yemek masalarina yakin bir yerden yer kaptik. Bu arada ayni zamanda rusya ve gurcistandan gelen ekiplerin de gosterileri olacakti. Faroz Balikci Barinaklarinin orada yapiliyordu bu etkinlik. Yabancilar balikci kahvesinin arkasinda sahil kenarinda poz veriyorlardi fotografcilara. Butun Fotoforum’da oradaydi. Herkes catir catir birseyler cekerken biz de Can’la birbirimize bakiyorduk; “Oglum ne varda ne cekiyor bunlar ki” . Bi taraftan bu dusunce bi taraftan usengeclikten makineleri cantadan cikarmadik. Ancak Sumerkan hocanin ve Feridun bey’in attigi taslardan sonra makineleri cantadan cikarip oradan ayrilip yemek yarismasindaki yerimize gittik. Bu esnada juri de degerlendirmeye baslamisti. O esnada insanlarda yavas yavas tabagini dolduruyordu. Biz de hala bekliyoruz ki ikram basladi denecek. Derken Sumerkan hoca seslendi: “Cocuklar ikram basladi kalkinda bitmeden birseyler alin”. Ehh isaret verilmisti. Millet oyle bir yagmaliyor ki bize birsey kalmayacak korkusuyla sadece tabak alip birseyler koymaya calisiyoruz; catali, kasigi sonra buluruz diye :P . Gerci pek de birsey kalmamisti. Biraz fasulye kavurmasi, bir iki kasik yarma yemegi, iki kasik kadar hamsili pilav, bi lokma kadarcik ıspanak boregi, ısırgan ekmeginden bir parca (bu ismi de ben taktim, ama misir ekmegi gibi yapilmis, icinde isirgan vardi). Tabaklari bi de kucuk yapmislar birsey sigmiyor. Baktim olacak gibi degil, bir taraftan tabaga birseyler alirken diger taraftan aldiklarimi yiyip yer aciyodum :yiyelim: . Zaman bu yuzden de misir corbasinin sonuna ancak yetistik. Direk corba kabindan yedik zaten (gerci corba da denmez. Ben ilk “Can bak surda da rus salatasi var” diye gittim oraya. Bi kasik attiktan sonra agzima misir tadini alinca sordugumuzda misir corbasi oldugunu soylediler. Ama gercekten harika birsey; aslinda tam yaz yemegi. Haslanmis misir, yogurttan azicikta sarimsaktan yapiliyor ve oldukca hafif ve lezzetli birsey. Tarifini bulursam bi deniyecegim. Cunku o kadar azdi ki tadi damagimda kaldi tam anlamiyla). Biz bunlari yerken o esnada belediyenin de servisi basladi. Hazir tabaktakiler bitmisken yenileme vakti gelmisti; oradan haslanmis patatesin yaninda kavrulmus fasulye ve hamsi kusu alaraktan yemek konusuna son noktayi koyduk. Aaa bir de taptaze misir ekmeklerini unutmamak lazim. Bu kadar taze, bu kadar lezizini yedigimi hatirlamiyorum. Ahh ahh bir de yogurt vereceklerdi ki yaninda :wub: Neyse yogurtsuzda olsa oldukca doyurucu bir gun olmustu, sukur cok yemistim :lol:

Yemegin ardindan once mehteran takiminin gosterisi ardindan sirasiyla Sochi ve Gurcistan ekiplerinin gosterisi vardi. Yemegin verdigi rehavetle pek fotograf cekesi gelmiyordu insanin ama hani yarin obur gun; gunu hatirlamak icin bir kac fotograf cektik; daha cok dinledik eglendik. Aaaa bu arada “Mina” ile de tanistik… Mina dunya tatlisi bir kiz cocuguydu. Babannesinin kucaginda seyrediyordu o da gosteriyi. Tabii bizim makineler dans edenlerden daha cok dikkatini cekmisti. Annesi Yakutistanli olan Mina da cok da guzel poz veriyordu hani…

Ehh boyle bi guzellik olunca biz de oynayanlari birakip tabiki bu hanfendinin fotograflarini cektik. Tabiii bi taraftan kulakta muzikte. Rusya/Gurcistan/Azerbaycan taraflarinin muziklerine, ritimlerine, enstrumanlarina hayranim diyebilirim. Ilkokulda 5 yil boyunca azerbaycan yoresinden kafkas oyunlari oynadim. Belki bunun da etkisi vardir. Ozellikle akordiyon sesi icimi bi hos eder. Ayrica yillardir KTU’ye gelen -yine ayni bolgelerden- ekiplerin oyunlarini buyuk bir heyecan ve keyifle seyretmisimdir. Son 2 senedir maalesef bu gelenek kalkti :( Onun verdigi bi ozlemle aslinda seyretmekten kendimi alamadigimdan olsa fotograf cekmeye pek firsat olmadi. Cok neseli, bagira cagira, keyifle oynuyorlar oyunlarini; seyredenlerde ayni keyifle seyrediyorlar. Seyirciyi mutlu etmesini, pozitif enerji yaymasini biliyorlar nitekim.

Sunday
17 Sep 2006

Bu aksam ki gosterimde iki filmimiz var :P

Italyan Isi ve Baski (One Hour Photo) .

Italyan Isi’ni daha onceden de seyretmistim. Aslinda 1969 yilinda cekilen filmin yeni bir surumu. Macera filmi seyretmeyi sevenler icin oldukca zevkli ve keyifli bir film aslinda. Bir acidan bakinca klasik Hollywood filmlerine benziyor. Ozellikle temelde Ocean’s Eleven’la bayagi bir benzerlikleri var. Her ikisi de soygunu konu aliyor ve her ikisi de “hadi canim nasil olur” dedirtecek turden bir film formatinda. Ama bu noktada Ocean’s Eleven bir adim daha ondeydi bana gore. Ondaki planlar cok daha dahiyane ve sasirticiydi. Bu filmi guzel kilan konunun yaninda 2 unsur daha vardi elbetteki :D Biri Mini Cooperlar digeri de Charlize Theron. Onun disinda basrolu oynayan Mark Wahlberg de bana gore oldukca basariliydi, en azindan rolunun hakkini veriyordu. Daha onceden onu Kusursuz Firtina, 3 Kral ve Maymunlar Cehennemi’nde de seyretmistim. Hemen hemen benzer rollerde oynuyor ve rolunun hakkini veriyor. Aksiyonu sevenler icin guzel bir film, yeniden kendini seyrettirebilecek kadar iyi. 2008′de de Brazilian Job adıyla ikincisini de cekmeye baslamislar ustelik ki bu iyi haber. Kadro da ayni. Genelde ikinci filmler ilki kadar basarili olamiyor; insallah bir sekilde bunlar kurtarirlar.

Ne zamandir seyretmeye bir turlu firsat bulamadigim One Hour Photo’yu da ancak seyredebildim. Ara ara bazi sahnelerine goz atmistim ne var ne yok diye ama cok sıkıcı gibi geliyordu. Bu gece bastan sona izledim ve simdiye kadar niye izlemedim diye dusunuyorum. Filmi izledikten sonra bir iki sinema sitesinde film hakkindaki yorumlara baktim. Genel olarak film sıkıcı ve siradan bulunmus. Katilmiyorum. Oldukca etkileyici bir film olmus bence. Ustelik soylenenlerin aksine klasik Hollywood konularindan biri degildi. Belki bunalimdi, saplantiydi olarak ayni ama temelde anlatilan bana gore daha farkliydi. Robin Williams harika bir performans sergilemis. Zaten film neredeyse onun uzerine kuruluydu. Bu tarz tum yukun tek kiside oldugu filmler -eger ki basrol oyuncusu bunun ustesinden gelemezse- genelde sıkıcı oluyor. Tom Hanks’i bu konuda cok basarili buluyorumdum. Cast Away ve Terminal filmlerinde harikalar yaratmisti bi basina. Simdi buna Robin Williams’i da ekleyebilirim. Oynadigi karakterin hakkini vermis. Elestiri sitelerinde Dram / Gerilim olarak tanimlamislar ama bana gore Gerilim yoktu. Cok fazla ovulen beyazperde.com ‘u cok tutmadim. Orada yazan filmin aciklamasi filme dair hicbir fikir vermiyo, maksat birseyler yazmak olsun diye yazilmis. Eger diger filmle ilgili aciklamalari da boyleyse girilecek bir site degil.

Filmin bir diger hosuma giden tarafi -belkide filmi begenmeyen insanlarin begenmemesine neden olan etmende budur- fotografla cok fazla ilgili olmasi. Ozellikle fotografla ilgilenenlerin, fotografi seven insanlarin cok begenecegi bir film olacagini dusunuyorum. Kamera acilari gercekten enfes. Hele ki bazi sahnelerde sadece sinema filmi olarak dusunulmemis, her bir kare fotograf olabilecek sekilde cekilmis. Zaten sinemada ardarda oynatilmis fotograflar dizisi degilmidir ki? Cok derinlemesine olmasa bile fotograf nedir, ne icin fotograf cekeriz anlatilmis. Hatta fotografin felsefesine dair seyler bile var, insana yeni bakis acilari kazandirabilir. Bir diger taraftan aile sevgisine -belki de insan sevgisine- hasret bir kisinin cirpinislari cok basarili bir sekilde aktarilmis seyirciye. Filmin sonuna dogru “aaa boyle mi bitecek, cok da guzel baslamisti harcamislar sonunda” diyordum. Ancak finalde cidden agzim acik kaldi. Enfes bir son olmus… Demem o ki -ozellikle fotografla ilgilenenler tarafindan olmak uzere- seyredilesi bir film One Hour Photo. Zamaniniz bosa gitmeyecektir.

Robbie Williams ‘da bayagi yaslanmis. Onu ilk kez ortaokuldayken Mrs. Doubtfire’da seyretmistim. Bir de Jumanji’de hatirliyorum. Simdi yasli gorunce tanimakta zorlandim valla :D

Neden?

Saturday
16 Sep 2006

Neden ben basima gelecekleri bilmek zorundayim? Neden hep hakli cikmak zorundayim?

Anlamiyorum artik bu insanlari. Neden insanlar duyduklari uc bes seyin ne oldugunu sorup sorusturup nedir ne degildir diye ogrenmez? Neden bilip bilmeden kafalarinda birseyler kurarlar sorup ogrenmek varken? Neden herkes tek tarafli davranmak zorunda? Neden birsey oldugunda konunun muhatta(bi)plari bu konudan bi haber olmak zorunda?

Daha da onemli benim bunlarla ne isim var? Neden bi de bunlara kafami takmam gerekiyor? Yapacak hicbirseyim yok da bunlari mi dusunmek zorundayim? Insanlarin pesinden kosup bakin dogrusu sudur, bu aslinda soyledir diye herkese teker teker aciklama yapmak zorunda miyim? Yahuu insanlar beni bu kadar da mi tanimiyorum? Nasil bir insanim ben?

Heyy allam yaaa… Hayir insallah diger dusundugum konularda haksizimdir, haksiz cikarim…

  • Comments Off
  • Cifte Toren

    Thursday
    14 Sep 2006

    Once ders kayitlarinin baslama toreni vardi :D .Sabah kuyruk olmadan, secmeli dersleri de bi an once cekebilmek icin bankaya gittim harci yatirmaya. Neyse ki kuyruk hizli ilerliyodu da oglene kadar yatirip ogleden sonra ders kaydini yapabildim. Yoksa yanacakmisim bunu aksam arkadasin kaydini yapmak icin tekrardan girdigimde anladim :lol:

    Bu arada buzul egitimi icin otobus yazisi isi de yatti. Okuldaki sempozyum ve oryantasyon programlari dolayisiyla otobus alamadik gidis icin. bakalim sercan halledecek. Donus icin yaziyi da kabul etmediler; yeni yazi yaz dedim hulusiye o da unutmus; pazartesiye kalacak gibi. Neyse bakalim. Bu arada bi de baskanlik isi cikti, allah sonumuzu hayir etsin.

    Saat 11′de de fotograf yarismasinin odul toreni icin huseyin kazaz kultur merkezine gittim. Yagmur altinda kisa bir torenle aldik odullerimizi. Iyi guzel de son dakika kazigini da atmasaydilar iyi olacakti :D . Bi de ustune Vedat hocadan da azar isittik Fotoforum’a ugramiyorum diye. Gerci ben acilisi 15′inde biliyodum; meger gecen haftaymis. Mesajda atmislar ama gelmemis bana. Onumuzdeki hafta bi gideyim bakalim.

    Sergiyi gezerken bi kac kisiyle ayakustu sohbet etme firsatim oldu. Acikcasi artik fotograf nedir ne degildir ben de bilmiyorum. Son donemlerde fotografa bakisim da degisti; okuduklarim, gorduklerim, duyduklarim, hissettiklerim… Sonu ne olacak bilmiyorum. Bi firsat bulsam da aldigim notlari toparlayip yaziya dokebilsem.

    Zugurt Tesellisi

    Monday
    11 Sep 2006

    Bugun guzel bi gun gecirdim valla. Film gunumdu. 2 film izledim, ustune de aksam vakti guzel bi haber aldim ohh degmesinler keyfime…

    Oncelikle iyi haber. Malum pek sık gelmez iyi haber :lol: 2. Ulusal Trabzon Fotograf Yarismasi’nin sonuclari aciklandi bugun. Karadeniz’in Yildizi isimli fotografimla mansiyon kazanmisim :P . Duyda inanma simdi :D Gerci o fotografi begenirdim ben ama yine de bu fazla gibi geldi bana. Fotografin cekim asamasiyla ilgili Kamera Arkasini da zamaninda surada yazmistim. Yarisma sonuclarinin aciklandigi sayfada burada.

    Sonralikla, kardesim V for Vendetta filminin almis. Sabah kalktigimda ustumde bi usengeclik vardi -ki hic de olmaz hayret :D- dedim bari oturup film seyredeyim hem kendime gelirim. Eski bi film olmasina ragmen (ne eskisi be 2005 yapimi, o kadar da yaslanmadin murat :D ) ne zamandir seyrettigim en basarili filmlerden biri. Konusu, kurgusu enfes bir film. Ozellikle filmin konusunu ve konunun islenisini cok begendim; gunumuzde artik standartlasmis konularin disina cikmis olmalarindan dolayi belki bu kadar guzel geldi. Ayrica Nathalie Portman’in ve V rolunu ustlenen Hugo Weaving‘in oyunculuklari da takdire sayandi. Rollerinin hakkini vermisler en iyi sekilde. Hugo Weaving’i zaten LOTR serisinde ve Matrix serisinde seyretmistim ve her iki serideki sert mizaci ve performansi burada da devam ediyor. Nathalie Portman ise Starwars sonrasinda cok ciddi bi rolun ustesinden basariyla gelmis. Ileride gerilim/macera filmlerinde cokca rastlayacagiz gibi ona. Eger ki hala izlemeyen varsa keyifli bir 2 saat gecirmek icin izlesin; pisman olmayacaktir.

    Aksamda Kanal D’de Ice Age vardi (w00t) . Insan hic mi bikmaz yahuu seyrederken. Hala her seyrediste guluyorum, karnima agrilar giriyor :lol: ikincisini de bi an once bi yerden bulup seyretmem lazim… Sid’im miskinim. Seni seviyorum ben ”Ucacaksiiin, ucaksiiiin” :lol:

    Neyse bugunluk bu kadar iyi haber yeter; yarin kesin hersey kotu gidecek; iyi gidecek birsey kalmadi. Ustelik is bu satirlari yazarken ictigim Nescafe 3u1 arada cukuyatada bitti. Bunlari da istanbul’da denerim diye almistim; anca firsat buldum. Gerci pek bi tadi yok aslinda hani adi var diyo iciyo insan. Ama belki sutle yapilinca farkli bi tad ortaya cikabiliri :hmmm: not al murat :P 

    Tuesday
    5 Sep 2006

    Ankaraaaa ankaraaaa guzel ankaraaaaaa

    Seni gormek isteeeer her bahti kaaaaraaaaaa :solo: :D

    Istanbul Kucuk Sehir

    Friday
    1 Sep 2006

    Oyle. Kimse aksini iddia etmesin :D . Ya istanbul kucuk sehir; ya da cidden kan cekiyo artik diyecem :lol: Ikidir taksimde Trabzon’dan cocuklarla yolda karsilasiyodum. Bugun cok daha ilginc birsey oldu. Kadikoyde oturmus yemek yerken Omer cikti geldi :blink: Ulen adamla Trabzon’da dogru durust rastlastigimiz, gorustugumuz yoktu, koca istanbul’da ustelik te iskenderci de bulustuk iyi mi :D Hani disarida rastlassak onu da anlarimda iceride otururken sans eseri gorup geldi. Yok yok kesin Trabzonlu Trabzonluyu cekiyo bi sekilde :lol:

    Bu arada staj da bitti sonunda yuppii :party: Dosya yazimiydi, imzalarin atilmasiydi, suydu buydu derken son imza islerini de bugun hallettim ve bitirdim :P . Vayy beee daha dun gibi aklimda hee Parsan’dan iceri girisim. 40 gun biter mi biter dedik bitti. Hayir baslarken bile boyle olacagini tahmin etmezdim yaw. 2 aydan sonra insan alisiyo. Yalciin abi duyy sesimi duuuy, bu sekilde kurtulamayacaksin bende; nefesimi ensende hissetceksin, goreceksin :D .

    Bitti :deli: Gerci Tevfik Bey’le gorusmek icin pazartesi yeniden gidecem fabrikaya ama olsun, o stajdan sayilmiyo :P

    Ha bi de benim artik gitmem lazim dimi ahh ah o da var :ter: