m.eray:Günlük

25 Sep, 2009

Bir fotograf

Posted by: murat In: Yaşı.yorum

- Neden fotograf? Neden fotograf cekeriz, cektiririz, cektirmeliyiz?

- Ve One Hour Photo‘da Robin Williams cevap verir:

Buradaydım.
Yaşadım.
Gençtim.
Mutluydum.
Ve biri fotoğrafımı çekecek kadar bu dünyada beni önemsemişti.

27 Jul, 2009

Artabel Golleri Tabiat Parki

Posted by: murat In: Gezi.yorum

Gumushane’de. Zamani iyi denk getirdiginiz takdirde mutlaka gidilip gorulmesi gereken bir yer. Enfes dogasiyla sizi kendine baglayabilecek guzelliklere sahip. Hem cicekleriyle yesilligiyle hem de enfes golleriyle.

Tabi bizim hikayemiz -her zaman oldugu gibi- boyle cicekli bocekli, gezmeli tozmali degil. Zaten o sekilde de olursa bu kadar keyifli olmaz ki?

Trabzon’da Jeoturizm konulu bir panel vardi. Jeologlarin katildigi bir panel. Pazar gunu panel kapsaminda Artabel Golleri’ne bir yuruyus duzenlenecekmis. Raif hoca da uzun bir yuruyus olacagindan ne olur ne olmaz diye bizi de cagirdi; Huseyin’le beraber gittik Pazar gunu.

Sabah 7 gibi sahil tesislerinden jip ve pikaplarla yola ciktik. Macka’da kahvalti icin mola verdik. Biz gidip bir yerlerde atistiririz diye beklerken Sumela Otel’in acik bufe kahvalti sirasinin sonunda bulduk kendimizi elimizde tabaklarla. Zaten bu “acik bufe” olgusunu oldum olasi sevmisimdir. Insan hayal gucunu kisitlamiyor. Ama yine de burada kisitlayan biri vardi. Daha otelden iceri girmeden Raif hocadan cok yemeyin, abartmayin seklinde telkinler almaya baslamistik. Sozunu de dinledik elbet. Koca dolu bi kahvalti tabagini, pogacalari ve uzerine de bi kase cornflakesi yedikten sonra mesela kalkip bi de uzerine karpuz tabagi yapip karpuz yemedik ornegin? :P Yemek istedik, ama tam hamle yaparken gidiyoruz diye bogazimiza dizince lokmalari guzelim karpuzlar acik bufede baskalarinin masasina meze oldu :( :P

Kahvaltiyi kurtarmistik. Koca organizasyon; soyle anli sanli ogle yemekleri, aksam yemekleri olur diye hayal ederken markete girip 3 kilo domates, 3 kilo salatalik, 1 kg kasar peyniri, 10 kglik karpuz, 15 sise su alinca tum bunlarin bizim ogle yemegimiz hatta aksam yemegimiz olacagini anladik. Isin aci tarafi tum bunlar bir de 15 kisilik tum grup icindi. Neyse. Simdiye kadar kimse acliktan olmedi, herhalde bizde olmeyip diyerek yola cikti. Yaklasik 2 saatlik araba yolculugu sonunda, arabayla ulasilabilecek son noktaya ulasip cantalari hazirlamaya basladik. Yiyecekleri pay ettik. Gayet adil bir paylasma oldu. 10kglik karpuzu Huseyin’in cantasina, domates, salatalik, kasar peynirlerini benim cantama koyduk. Yola ciktik.

Yuruyus ekibi yaklasik 35 kisi kadardi. 15 kisi bizim grup, 20 kisi de Gumushane’den bir dagcilik kulubunun (GUDAK) uyeleri. Bizim GUDAK’la herhangi bir ilgimiz yoktu. Aslina bakilirsa kimseyle bir ilgimiz yoktu. O yuzden dedik Huseyin’le en arkadan rahat rahat yurur, geze toza cikariz. Herkes yola cikti. Bizde en arkadan sallana sallana giderken birinin yol agzinda bekledigini gorduk. Bize bakip duruyordu. Sonradan GUDAK’in baskani oldugunu ogrendigimiz kisiyle aramizda soyle bir diyalog gecti:

- Hayirdir abi? Bizi mi bekliyorsun?
- Evet cocuklar.
- Arkadan mi geleceksin?
- Yani, en arkadan gelecegim.

Yuruyuslerde, tirmanislarda artci denilen bir kavram vardir. Ekibin daima en arkasindan gelir, geride kimse kalmasin diye agir tempoyla yuruyenleri toplayarak gelir. Buraya kadar hersey normal. Sonucta bizi beklemesine de gerek yok, ama adamlar -anladigim kadariyla- yuruyusu organize ettiklerinden ses cikarmayip biraz tempomuzu artirarak yurumeye basladik. Yaklasik 5 dakika sonra yanimizdan bir pikap gecti. Arkasinda adamlar var. Arka koltukta da az once arkadan gelecegim diyen ekibimizin “artci”si vardi. Gunun ilk kahkahalari bu olayla birlikte basladi; ne kadar keyifli gececegi belli oldu boylelikle.

Birinci gole kadar hersey gayet rutin bir sekilde devam etti. Konusa konusa, gule oynaya birinci gole cikip gol kenarina yayildik. Birseyler atistirdik. Tam yayilip yatacakken Raif hoca cika geldi hadi yukaridaki gole gidiyoruz diye. Iyi peki diyip Huseyin’le daha kestirme ve daha rahat oldugunu tahmin ettigimiz taraftan yavas yavas yukari ciktik. Sirta vardigimizda baktik ne gelen var ne giden. Asagida gol kenarinda birileri oturuyor, arkadan GUDAK’in ekipleri gelip gidiyorlar. Bizim onlarla bir baglantimiz yok o yuzden devam etmemize gerek yoktu. Bir kayanin uzerine cikip Raif hocalari beklemey basladik. Yaklasik yarim saat beklemenin ardindan gelen giden olmayinca vadiyi gorebilecegimiz bir yere gectik. Bakalim geliyorlar mi yoksa asagidalar mi? Hayir gelip gelmemeleri de problem degil ama grubun tum yemegi bizde. Vadiyi gorebildigimiz sirta ciktigimizda asagidan Raif hoca ve beraberinde 5-6 kisinin yukari dogru geldigini gorduk. Heh geliyorlar, o zaman bizde devam edelim bari diyerek yukarida yer alan gole dogru yuruyuse devam etik. 15 dakika sonra golun yaninda yine yayilir vaziyette beklemeye basladik. Biz bekliyoruz ama ortalikta ne gelen var ne giden. Halbuki hemen arkamizdan geliyorlardi. Soyle bir tepeye cikip asagiya baktik ama i-iih kimse yok. Ne yapalim derken hemen yan tarafimizda GUDAK’lilar sofrayi kurmuslar yemek yiyorlardi. Buyurun dediler; dedik abi tokuz, gelin en azindan oturun dediler naz yaptik. Sonra zorla tutup oturtunca sofraya direkt yemeye basladik. Yemeyiz, tokuz dedik; sofraya ilk biz oturduk en son biz kalktik. “Yok biz yemelim abi” dedikten en fazla 10 dakika sonra bir elimde ekmek, arasinda kasar peyniri, diger elimde dogranmis salatalik varken bir taraftan da elimdeki yumurtayi soymaya calisiyordum. Ara ara da yumurtayi soyarken agzima zeytin falan atiyordum. Biz toktuk!

Yol boyunca Huseyin’e “abi nasil olur da helva almayiz yaa” seklinde buram buram pismanlik kokan cumleler kuruyordum. Ekmegi biz almadigimizdan hic aklima gelmedi ama ne zamanki arabada ekmekleri gordum o zaman dank etmisti, icimde kalmisti. GUDAK’lilarin masasina oturdugumda da direkt helva gozume carpti. An kolladim biri kessede koysa da yesek diye. En son baktim olacak gibi degil, zaten yuzsuzlugun dibine vurmusuz bicagi isteyip helvayi dograyip ekmek arasi yapip yedim. Yoksa icimde kalacakti, sisecekti bir yerim.

Biz yemeye dalip bu arada Raif hocalari unutmustuk. Sofrada birsey kalmayinca, yeme eylemi sona erince aklimiza geldi tabi. Tekrar vadiye baktik hala ne gelen var ne giden? GUDAK’lilar Aynali gol denilen en buyuk gole gececeklerdi. Aslinda bizde gidecektik bizim ekiple ama bizimkiler gelmeyince tesekkur edip musade istedik. Dusuncemiz herhalde bizimkiler yukari cikamadi, geri asagiki gole donduler yonundeydi. Isin kotu tarafi tum yemekleri de bizdeydi, keza karpuz da. Acliktan telef olmadan bir an once inelim dedik. Huseyin’le kostura kostura gollere kadar indik. Inerken de Huseyin duduk otturuyor etrafta birileri var mi diye? I-iih. Kimse yok. In cin top oynuyor golun etrafinda. Bu seferde dedik herhalde beklediler, yemekleri de olmayinca geriye asagi arabalarin yanina indiler. E hadi devam edelim diyerek bizde asagiya dogru kosturmaya basladik. Rezillik. Raif hoca bizi cagirdi ki yanimda olun ne olur ne olmaz diye, biz adamlari kaybettik dagda. Ustelik tum yiyecekleri de bizde. Al sana yardim. Vadiden asagi inerken bir yerde telefon cekiyordu. Durup bi arayayim dedim. Telefona acinca arayanlarin listesi geldi. Ersan hoca, Cihad, Emrah. 5′er dakika araliklarla aramislar. Bu hic de hayra alamet degil. Kesin birsey oldu diyerek Ersan hoca’yi aradim. Dusundugum gibi. Mataracilarda bir arac yoldan cikip dereye ucmus. Sivil savunma da aractan yaralilari cikaramayinca bizi aramis. Ersan hoca da bana ulasamayinca Cihad’a haber vermis. Daha sonra Cihad ve Emrah’la konustum. Emrah ve Mustafa Emre hazirlanip yola cikmislar ama yolun yarisinda Sivil Savunmacilar gerek olmadigini, cikardiklarini soyleyip geri dondurmus bizimkileri. O konu kapaninca tekrar onumuzdeki soruna donduk. Raif hocanin telefonu cevap vermiyordu. Demek ki asagiya inmislerdi diyip yurumeye devam ettik. Kostura kostura 4 saatte ciktigimiz yeri bir bucuk saatte geri inmistik. Asil eglence de zaten indikten sonra basladi. Ortada kimseler yoktu. Soforler vardi. Dedik Raif hocalar nerede? Bizden baska gelen giden yokmus. Buyur buradan yak. Adamlari kaybettik, yemeklerini aldik, bi de utanmadan asagiya indik biz.

Neyse zaten olan oldu diyip cantalari arabaya birakip Huseyin’le dereye indik. Ust basi cikarip ayaklari dereye soktuk. Kesinlikle gunun en guzel anlarindandi. Buz gibi su. Buzul gollerinden geliyor. 15 saniye suyun icerisinde durunca bariz sekilde aciyi hissedebiliyor insan. Yikandik, koca kayanin uzerine yayilip yattik. O halde bizi gorse Raif hoca kesin nefesimizi keserdi. Heyecandan degil, bizi girtlaklayacagindan. Tamam hadi gelmislerdir diyip yukari ciktigimizda hala ortalarda kimse yoktu. Yaklasik 1-2 saat sonra tum ekip asagiya indi. MTA’dan Gonca abla Raif hocanin bizi aradigini, donmedigimizi sanip hala yukaridaki araclarin yaninda bizi bekledigini soyledi. Hah simdi yandi diyip yukari dogru kosar adim ciktik. Yolda rastlastik. Biraz kufurlestik :P Ama tabi sevincten ne dedigini bilmiyordu Raif hoca :D . Bunlar hemen arkamizdan yukari dogru cikarken ekiptekiler yorulunca bizim oraya degil de sag vadiye donup Aynali Gole gitmisler. Bizde asagi indiler diye geri donunce bir daha birbirimizi bulmak nasip olmadi.

En azindan herkes “bir sekilde” asagiya donmustu. Biz yardim ederiz diye gittigimiz yuruyuste gayet kendi capimizda takilip donduk. Onlar yeriz diye aldigimiz yemekleri yemek yerine GUDAK’tan birseyler alip yemisler. Yola cikip ilk gole dogru giderken Huseyin’e birsey demistim. “Oglum bak gor, sen o karpuzu tekrar arabalarin yanina kadar indireceksin.” Dedigim gibi oldu. Adam karpuzu 2800 metredeki gole kadar cikardi, ve tekrar asagi arabalarin yanina kadar indirdi. Ben salatalik, domatesleri el surmeden indirdim. Nedense herkes bize bayagi salak gozuyle bakti. E yeseydiniz, biraksaydiniz da bilmem ne. Aslinda hakli, hazir buz gibi gol varken niye yemeyip digerlerini dusunduysek; sanki dusunceli olmak bizim isimizmis gibi? :P

Keyifliydi valla. Ne zamandir ben bu kadar cok guldugumu hatirlamiyorum. Hele ki Raif hocalari kaybettigimizi anladigimiz andan Trabzon’da arabadan inene kadar araliksiz surekli guler vaziyetteydik. Ee ama gulmemek mumkun mu? Geneline bakinca o kadar rezil bir durum ki.

20 Jul, 2009

Ekmek Arasi Gofret

Posted by: murat In: Yi.yorum

Hala daha katedecek cok yolum oldugunun en guzel ispatidir bu dusunceye sahip olan bir insanin varligindan haberdar olmak.

Ogle aralari genelde eve giderim. Okullar kapandiktan sonra da bolumde pek bir hareket olmadigindan hep gider oldum. Ehh ogle saatlerinde de televizyondaki programlar hep aynidir. Yemek oncesi ve sonra 5-10 dakika bi goz atarim ne var ne yok diye. Televizyonla olan tum baglantim da bu 5-10 dakikalik zaman dilimi. Neyse… Bi yemek programi var. Ne kanali hatirliyorum ne de program adini. (Ogrenmek icin her oglen kanal degistirip duruyorum ama o gunden sonra denk gelemedim daha). Program yemek programi. Bir hanim yemek yapar, yaninda 2-3 tane konuk konusurlar. Nedendir bilmiyorum tam da o bolume denk geldi.

Kanallar arasi gecis yaparken cikolata lafini duyunca bir duraksadim. Bir tane diyetisyen davet etmis o gun. Soz donup dolasip cikolata ve kiloya gelmis; nasil olmussa :D Bundan sonra konusmalar uc asagi bes yukari su sekildeydi:

S: Sunucu
D: Diyetisyen

D: Cikolata yemek de elbette kilo almaya sebep olan birseydir.
S: Ama sonucta mutlu eden, keyif veren de birsey yemeden de olmaz ki.
D: Aaa elbette ki. Sonucta herseyden yemek lazim. Yani mutlaka 1-2 parca cikolata yenilebilir. Sonucta 1-2 parca kilo aldiran birsey degildir. Bizim soyledigimiz bir oturusta bi kalip yiyenlere.
S: Dogru aslinda haklisiniz. Benim gibi “ekmek arasi gofret” yiyenleri demiyorsunuz….

Ben o ana kilitlenip kaldigimdan sonrasinda konu nereye gitti, ne konustular hic hatirlamiyorum. Kirk yillik yiyiciyim, ekmekle yemedigim, arasina koymadigim sey yoktur belki de. Keza gofret icin de ayni seyler gecerlidir. Ama nasil olmussa hic ama hic aklima boyle birsey yapmak gelmemis :( Kendimden utandim yahuu. Bi de ovurnurdum kendimle, yemek yememle. Suraya baksana. Biz aslinda standart yiyiciler gibiymisiz, ne eksik ne fazla. Nasil dusunen, nasil ureten, nasil yiyen insanlar varmis.

Helal olsun vallahi :P

29 Jun, 2009

Gozum(uz) doymali

Posted by: murat In: Yi.yorum

Masaya oturdugumuzda ilk kurdugum(uz) cumle buydu. Karnimizin doymasi icin once gozumuzun doymasi lazim.

Guloglu… Trabzon’un tam gobeginden. Trabzon’a gelip de adini duymasaniz bile onunden bilip bilmeden gecmissinizdir, ben de gectim. Evet biliyordum. Baklavalariyla meshurdur kendileri ki her geciste gozunuzu alir vitrinde sira sira dizilmis cesitleriyle baklavalar. Ama konumuz simdi bu degil.

Daha once benzer bir tecrubem olmustu. Baslangictaki beklentilerim benzerdi fakat bu kadar keyifli bitmemisti.

Vali kebabi diye birsey vardir. Yemek yemeyi seven herkes adini mutlaka duymus, tadina da bakmistir; sanirim. Gunlerden bir gun hele bi sunun tadina biz de bakalim diyerekten Ahmet Usta’ya gittigimizde siparisi verdik. Sonuc ? Husran… Bos bir tabak, icine ozensizce yerlestirilmis cesitli et/tavuk turleri. E hani yesilligi ? Sonradan hazirlanmis domates, salatalik, marulun rastgele dograndigi bir salata? O gunden sonra sonra anli sanli bir yemekten umudu kesmistim.

Derken bir gun Huseyin cikageldi. Yaptigimiz en guzel sey yemek yerken bir sonraki yemegi nerede ne sekilde yesek diye konusmak. O gun de iskender yerken konu nereden geldiyse Guloglu’nun tepside gelen kebabina geldi konu. Anlata anlata bitiremedi, yetmedi fotografini gonderdi. Gercekten insani ceken bir goruntusu vardi. Gerci gecen seferki tecrubeden sonra artik goruntu cok da bir anlam ifade etmiyor gercege donusmedikten sonra.

Gectigimiz Cumartesi gitti. Cocuklari Aladaglara ugurladiktan sonra Guloglu’na gittik. Isteklerimizi detayli ve kesin bir sekilde belirttik. Oncelikle gozumuzun doymasi lazim. Sonra karnimiz doyacak. Gozumuzun doymasi da sadece coklukla degil biraz da gorsellikle alakali. O yuzden oyle etleri, tavuklari, kebaplari tepsiye koyup getirmeyin duzgun birseyler olsun seklinde isteklerimiz devam ederken zaten garson bizi durdurup merak etme abi fotografta ne goruyosan daha iyi gelecek sekilde kanimiza girdi. Biz 3 kisilik olsun, garson abi o size fazla gelir ben 2 kisilik yapayim kavgasinin sonucunda orta yolu bulup 2,5 kisilik ortaya tepsiy gelecek sekilde siparisimizi verdik. Cok gecmeden geldi! Iste buydu. Yillardir uzaklarda aradigim, Tokat kebabidir, orada yiyebilirsin dedikleri “sey” tam olarak onumdeydi.

Bildiginiz buyukce bir tepsi. Yanlari itinayla marul/domates/salatalik uclusuyle suslenmis. Tepsinin zemini elde yapilmis pideyle kaplanmis. Tepsinin bir kosesinde bulgur pilavi diger kosesinde ise pirinc pilavi. Ince dogranmis marullar, soganlardan olusan cesitli salatalar, domates dilimleri, biber parcalariyla birlikte yesillik ve tabiki asil lezzetli bolum: Adana, kusbasi et, kusbasi tavuk, tavuk but, tavuk kanat, -her ne kadar ben yemesem de yiyen icin- mantar ve peynirli mantar. Ustune de maydonoz parcaciklari serpistirilmis. E daha ne olsun diyenleri duyar gibiyim. Kucuk lokmalik sekilde, orjinali gibi yuvarlak olarak hazirlanmis minik lahmacunlar. Ayrica dileyenlere patlican kozlemesi de var. Goruntu olarak fazlasiyla doyurmustu gozumuzu. Yemeye baslamadan sadece bakarak bile insani mutlu ediyordu tepsi o haliyle. Hani yemeden, yemis kadar olmak dedikleri olgu o an orada gerceklesti. Tabi olgu, dolgu, gorgu ruhu doyuruyor; karni degil. Ehh ruhumuz doydu hadi sira karnimizda diyerek yavas ama emin lokmalarla tepsinin altindan girip ustunden ciktik. Adamlar yapmis valla!

Son cumleyi bir kez daha kurduk masadan kalkmadan once. Ehh yemeyi yedik. Guloglu dedigin yer de tatlisiyla, baklavasiyla meshur degil mi? O halde hazir isinmisken sogumadan devam edelim diyerekten ortaya yarim kilo karisik baklava soyledik. Ve bitiminde ayni ses bu sefer mideden yukariya, yemek borusundan yankilanarak geldi: “Adamlar yapmis valla!”

Baslangic ve bitisin fotograflari var. Gonul isterdi ki ara bolumlerin de olsun ama insan mesgul olunca, her iki eli de dolu olunca bir yere kadar ani dondurabiliyor. Zaten onemli olan da ani dondurmak degil, karni doyurmak degil midir ki?

baslangic

bitis

15 Jun, 2009

Sergi

Posted by: murat In: Yaşı.yorum

Dunya kucuk derler ya. Inanin. Bana inanmiyorsaniz bile elbet gunun birinde yahuu cidden kucukmus, kuculmus diyeceksiniz. Ben dedim, diyorum.

5-6 ay kadar once Chicago – University of Illinois ‘den Kivanc Bey’den bir mail aldim. Kendileri universite bunyesinde faaliyet gosteren Turk Ogrencileri Birligi olarak “Anatolia: Cradle of Civilizations” isimli bir sergi acmayi dusunuyorlarmis. Turkiye’nin dort bir yaninda cekilmis fotograflardan olusan karma bir Turkiye Fotograf sergisi. Benden de Agri’da cektigim “Ishak Pasa Sarayi” fotografini istedi. Bende seve seve kabul ettim. Boyle guzel bir etkinligin bir parcasi olabileceksem ne mutlu bana. Sergi 4 Subat ve 17 Mart tarihleri arasinda iki kere acildi. Daha sonra Kivanc Bey’in soyledigi uzerine cok da guzel gecmis sergi.

Bundan yaklasik 2 ay sonra bu sefer de ayni fotograf icin Northwestern University ‘den Ahmet Bey mail atti. Ayni sergiyi bu kez onlar kendi universitelerinde acacaklarmis.

Bu noktaya kadar hersey normal, henuz dunya kuculmedi.

Kuculme 2 hafta once gerceklesti; dayimla konustuktan sonra. Kendisi’de bir suredir Illinois’de yasiyor. Yurtdisinda olunca, uzunca bir sure de geri don(e)meyince haliyle insan kendine ait olan seyleri gorebilecegi her firsati degerlendiriyor. Bahsettigim sergilerden birine katilmis. Sergiyi gezerken de benim fotografa rastlamis. Bende daha onceden birsey soylemedigimden haliyle o da sasirmis. Tabi bir taraftan da fotografla ilgimi bilmediginden fotograf basinda yok aktir, degildir o tepkileri de olmus ama sonra gorevliye sorunca ikna olmus. Fotografin bana ait oldugu konusunda ikna olduktan sonra siz bu fotografi nereden buldunuz, izin aldiniz mi seklinde sorulara baslamis bu sefer. Ona birsey soylemedigimden, haberim yok olarak kabul etmis tabi. Soyledigine gore serginin ikinci gunu sergi toplanirken habersiz alip fotograflari bastiriyorsunuz deyip almis fotografi :) Sonra telefonda durumu anlatinca biraz bana haber vermedigimden soylense de elindeki fotografla odesmis olduk en azindan.

Sergiye gonderdigim fotograf; daha buyugu icin bi tik uzerine, daha da buyugu icin bi cikolata bana :P

HPIM4898_baski

09 Jun, 2009

Beethoven Virus

Posted by: murat In: Seyredi.yorum

Oncelikle sozlerime baslamadan once siz su linkteki videoyu bi seyredin. Youtube’da bulamadigimdan direkt facebook linkini vermek zorundayim.
http://www.facebook.com/video/video.php?v=85731164946&ref=mf

Bu arka planda calsin, konuya motive eder belki sizi :P

Ilginctir simdi konuyu guncellemek icin geldigimde bu diziden burada bahsetmedigimi farkettim. Forum‘a yazmisim ama buraya usenmisim yine yazmaya. Neyse gecenlerde tamamen bitirdim -sonunda- diziyi. O yaziyi da derleyip buraya da gecireyim. Siz bu diziyi kaciran, yoksun kalan faniler de bulun seyredin.

Oncelikle sorumu tekrarliyayim; niye bir Allah’in kulu da cikip demiyor ki murat bu uzakdogulular sadece guzel film degil muthis diziler de cekiyorlar, bizlere sunuyorlar. Bos bos seyler seyredecegine ac da sunlara bir bak! Niye pintilik yapiyorsunuz, niye hep kendinize sakliyorsunuz anlamiyorum ki? Daha onceden oldugu gibi yine soyleyecek bir sozunuz yok di mi? Tahmin etmistim.

Normal sartlarda pek muzikal seyreden bir insan degildim. Ozellikle The Legend of 1900, Secret (Bu neng shuo de. mi mi) ve elbetteki Sweeney Todd:The Demon Barber of the Fleet Street ve August Rush ile birlikte muzikaller ayri bir yere sahip oldu bunyemde. Dahasi da var ama onlar merak edenler icin. Ne diyorduk muzikaller. Muzik kulturune sahibim diyeyem. Tipki filmlerde oldugu gibi muziklerde de bir parca midesizimdir. Onume ne gelirse, ne koyarlarsa dinlerim. -Tabi istisnalar da var, mesela gurultu patirti iceren bagiris cagirislarin had safhada oldugu metallica, rock vb turler benden uzak dursun- Ne diyorduk. Hah cok fazla muzik dinleyen biri degilim; degildim duzeltiyorum. Ne zaman ki bu muzikal denilen olaganustu seyle tanistim durum degisti. Simdi de salt olarak cok muzik dinlemesem de en azindan gorsellikle birlesmis her turlu muzigi dinlemeye gayret ediyorum. Hele ki bu muzik bunyesinde keman, piyano gibi enstrumanlari barindiriyorsa bunyeme verdigi keyif de bambaska oluyor. Neden bilmiyorum ama cok acayip bir etkisi var bende.

Konuya doneyim. Adindan da anlasilacagi gibi yine buram buram klasik muzik kokan bir dizi. Bir orkestranin hikayesini anlatiyor. Adini ilk duydugumda, muzige olan susuzlugumu gidermek icin bir bakayim dedim nasil birseydir su. Ilk bolumunu seyrettim; muzikal bolumleri cift cift olmak uzere. Sonrasinda bulabildigim 2. bolumunu de seyrettim bir solukta. Sonra derin bir soluk daha alip geri kalan 16 bolumunu daha seyrettim. Sonunda gonul birakmak istemese de o bizi birakti. 18. bolumile dizi sona erdi; damagimda biraktigi o leziz tadla birlikte. Ilk 6 bolumde yukselen bir grafige sahipti muzik acisindan. Orkestranin kurulusundan konser anina kadar muthis gitti. Konser olaganustuydu. Akabinde son bolume kadar inisli cikisli giden dizi son bolumdeki son konserle yine ust noktalarda veda etti. Bizler de Beethoven’in 9. senfonisini goz yaslari esliginde seyredip kalktik basinda. Bu gozyaslari esliginde seyretme kisimi da saka degil, gercek. Nedendir onu da bilmiyorum ama sulandiriyor gozlerimi feci halde. Gerek bu dizideki ilgili parcanin konser sahneleri gerekse de Copying Beethoven’da yine ayni senfoninin calindigi esnada olanlari dusununce toplum icinde duydugumda kacmam gereken bir muzik haline geldi. Yoksa tutamayacak kimse beni :D Zaten diziden sonra da hizimi alamayip Copying Beethoven’i tekrar seyrettim. Akabinde de winampin playlistinde en ust siralarda yer alir 9. senfoninin tamami.

Tavsiye ederim. Diziyi tavsiye ederim. Klasik muzik dinlemenizi tavsiye ederim. Hic olmadi su guzelim dizinin hatrina en azindan 9. senfoniyi ve william tell overture’unu acip dinleyin. Zaten eminim ki tanidik gelecektir size de.

08 Jun, 2009

Corba

Posted by: murat In: Yaşı.yorum

Bu aralar hersey corba gibi. Biraz ondan biraz bundan karismis vaziyette. Convection Heat Transfer ve Radiation Heat Transfer dersleri icin bi taraftan sorularini cozup, bi taraftan grafiklerini cizip bi taraftan da ders notlarini hazirlamaya calisiyorum. Bi ondan, sonra o bitmeden biraz digerinden, sonra o soruyu gec sonraki soruya bak derken hangisi hangi konudan tabi ben corba oluyorum. Birinin degerleriyle digerinin grafini cizdirince de tabi hic hos olmuyor. Bunlari acil bir sekilde siraya koymam lazim.

Diger taraftan taa 2008′de baslayip da sonra zamansizliktan biraktigim The Panorama Factory programinin cevirisine de yeniden basladim. Onu da 1 haftada bitirmek icin super plan yapmistim. Cevirisi yapilacak 6 ana bolum vardi, her gune 1 bolumle 1 haftada bitecekti; sozde. Ilk 4 bolum bitti de son 2 bolum mahvetti beni. Uzadikca uzadi, bende su bitsin sonra bakarim, bu bitsin devam ederim derken erteledim de erteledim. Tum ceviri %74′de kaldi. Bari yeni surume kadar yetistirebilsem onu da ciksa aradan. Yoksa kalirsa bi daha ya kismet 2010′a.

21 May, 2009

H(uzur)-70

Posted by: murat In: Bilişim

Baktim manen huzura erisemiyorum hic olmazsa madden erismek icin birseyler yapayim dedim.

Yillardan bir yil aldigim bilgisayarim artik camdan atilma kivamina gelmisti. Vakti zamaninda amca aldirdigimdan, cebimden para cikmadigindan olsa gerek -yaklasik 6 yil oncenin- en teknolojik bilgisayarini topla(t)mistim. Bir gun once cikan her yeni parca o zaman paril paril parlayan kasamin icinde yerini almisti. Arada gecen bunca zaman icinde o parildayan kasa sasardi, icin toz toprak bagladi. Icinde olan bu degisim disariya islemcinin fan sesi adi altinda bilgisayar kasasinin cigligi olarak yansidi. Evet rahatsiz oluyordum ama yine de katlanabilir bir seviyedeydi. Lakin ne zaman ki fandan gelen ses, -birak duygusal/drama filmleri aksiyon filmleri de dahil- filmlerin sesini bastirmaya basladi iste o zaman icimde sıkıştırılmış olan sabir duygularimi da birsey yukariya dogru bastirmaya basladi. Ilk once kasayi ve tum parcalari tek tek sokup elektrik supurgesi+toz bezi ikilisyle bastan sona sildim. Hala umutluyum, sorun tozda, silince duzelecek gibi. Ama birak duzelmeyi cigliklar artti da artti. Aslinda tum kasayi komple degismeyi planliyordum, biraz da ondan erteleyip duruyordum. Ama farkettim ki gerek yok. Zaman icinde -HD filmler icin- ekran kartini degistirmis RAM almistim, ekranin da zaten almak istesem daha buyugu yok, o halde hic yeni bilgisayar isine girmeye gerek yoktu. Sonucta bilgisayari en cok yoracak is 1080p ve 720p HD filmleri oynatmakti ki onlari da yapiyordu, gerisinde sorun cikaracak birsey yoktu. Onemli olan iki seyden kurtulmakti! Kasa ve islemcinin fani.

Bu noktada da bana GMC’nin H(uzur)-70 kodadini verdigim kasa yetisti imdadima. Baska modellere bakarken sans eseri gozume carpti. Kasa isi havalandirmasi oldukca iyi gorunuyordu. 14 cmlik fanlar hava giris cikislarini iyi ayarliyordu, on panelde yer alan hiz kontrol unitesi de fanlarin hizlarini ayarlamaya olanak sagliyordu. Ayrica on panelde oldukca kullanisli gorundu gozume. Ne oldugunu anlamadan 15 dakika icinde kasanin, islemci icin Cooler Master’in fani ve Thermaltake’in islemci icin termal macununun siparisi verdim. Bir kac gun sonra geldi tum parcalar, eski kasanin icinden donanim parcalarini ve uzerine yeni taktigim 350Wlik cooler master’in guc kaynagini sokup 6 yillik beraberligimizin sonuna geldik, ayrildik.

Tum parcalari kasaya yerlestirip, bilgisayari calisir hale getirmem herhalde 1 saat civarinda bir vakit aldi. Kasayi cok begendim. Ici oldukca genisti. Monte icin hic tornavidaya gerek kalmadan elle sıkıştırılabilir vida sistemi mevcuttu. Fanlarin yerlesimi ve hava akim yonu de cok iyiydi. Keza islemcinin fani da oldukca sessizdi, kasa acik calistirdigimda aldigim sonuca gore. Herseye derleyip toplayip kasayi kapatip dugmesine bastim. H(uzur)… Normalde salondan, koridordan duydugum kasa sesi gitmisti. Evet ufak bir tisss sesleri geliyordu fandan ama gelsin yahuu o kadar da olur :D . Ilk testi gecmisti. Bir diger nokta da benim icin onemli olan sogutmaydi. Diger kasada islemci yaklasik 50 derecede, harddiskler de 40-45 derece civarlarinda calisiyordu. Kasanin giris ve cikis fanlari 1/5 gucunde calismasina ragmen, 1080p HD film oynarken islemcinin isisi 40 dereceyi hic gormedi, harddiskler ise hala 30 dereceyi gecebilmis degil; o derece! E daha ne olsun.

Onumuzdeki -muhtemelen- 5 yili gecirecegimiz H(uzur)-70 :P
h70

31 Mar, 2009

Veni, vidi, bidi bidi!

Posted by: murat In: Fotoğraflı.yorum| Gezi.yorum

Gittim, gordum. Hatta bir suru de fotograf cektim. Bu yuzdendir ki bir suru de bidi bidiya maruz kaldim :P Neymis fotograflari niye sakliyor musum, niye paylasmiyor musum? Alakasi yok aslinda. Sadece dogru ani bekliyorum :P Sonucta fotograf da bir “an”i degerlendirme isi degil midir? :P Acele edilince iste tum buyu bozuluyor :D Benim tum cabalarim sadece bunlari yok etmemek, ama iste anlamiyorlar veya ne bileyim ben anlatamiyorum :P

Bu kadar abartmadan sonra eminim ki yeterince gizemli, ilgi cekici, merakta biraktirici olmustur. O zaman ilk bolumu asagida yer alan ikinci bolumu ise onumuzdeki yuzyillar icinde tozlu raflardan cikarilip vayy be denilecek olan Isvicre-Fransa’da cektigim bazi fotograflar…

Fotograflarin uzerilerine tiklayinca devasa boyutlarda bu muhtesem, essiz eserleri doya doya seyredebilirsiniz :P Boyle kucuk kucuk bakip da hevesinizi kursaginizda birakmayin derim ben, mutevazilik yapmak gibi olmasin da :D

Once en guzelleri vereyim ki daha en basindan hayal kirikligi olusmasin. Gerci simdi boyle soyleyince acaba en sona mi koysam? Kotu baslayip iyi bitti deriz en azindan :D

Luzern, İsviçre (12 fotoğraf çekildi ve birleştirildi.)

Furkapass, İsviçre (18 fotoğraf çekildi ve birleştirildi.)

Grenoble, Fransa (16 fotoğraf çekildi ve birleştirildi.)

ve “The Others” :P

31 Mar, 2009

Kurtarmak ya da Kurtulmak?!

Posted by: murat In: Yaşı.yorum

Bir onceki yazdigima baktim da oldukca iddiali olmus. Boyle, bundan sonra surekli siteyi guncel tutacagim, surekli birsey yazacagim havasi vermisim, vayy be! Taniyanlar biliyor, anlamislardir yazmayacagimi da es kaza bakanlar acaba bi umut yeniden donup bakmis midir birsey var mi diye? Yazik :P

Hayir anlamadigim muthis gelismeleri nasil olur da yazmam ki? Mesela kurtardigim harddiskle ilgili? Halbuki kurtarma asamasinda hep fotograflarini falan cekiyordum duzeneklerin, hani kurtarinca detayli olarak komutlari yazacagimm, duzenekleri yazacagim ya. Oysa ki yaptigim yegane sey -birak tamamen kurtarmayi- kablolari bagladiktan sonra HyperTerminal’de “F3 T>” komut satirini gorunce ciglik atmak oldu. Halbuki -simdi onceki yazimi da okudum da yeniden- sozde cok da onemli degildi. Nasil olsa filmleri/dizileri yeniden indirebilirdim, fotograflarin yedegi ayri bir harddiskte daha vardi, dosyalarin ise 2 yila kadar olan bolumu yedeklerde duruyordu, gerisi de cok onemli degildi. Boyle sesli olarak ayna karsisinda kendi kendime soyleyince pekala inandirici geliyordu, kendi kendimi kandirabiliyordum. Ne zaman ki o az once bahsettigim uc harfli “F3 T>” yazisini yan yana gore iste o an icim rahatladi, “Evveeet” diye evde bagirdim -ki sese annem geldi ne oldu diye :lol: O an anladim ki bu sure boyunca sadece kendimi kandirmisim. Icimde ukde olarak surekli kalmis. Zaten kaldigi da belliydi ki.

Ilk gelen RS232 -> TTL adaptorunu calistirmak icin her gun duzenli olarak 2 kere bilgisayari sokuyordum. Kasayi ac, kablolari baglamaya calis, kes, bantla yapistir, sonra seri porttan baglanmadi dene. Cik olmadi mi?. Kapat, topla, olmayacak. 2 saat sonra aa soyle de olabilir diye tekrardan ayni seyleri farkli yontemlerle dene. Sonuc hep husran hep husran. Hayir tamamen umudumu kesebilsem sorun da kalmayacak. Ama onu da yapamiyorum. Seri portla bu is cozulmeyince bu sefer -son bi umut- USB -> TTL adaptoru edinmek uzere ebay’in yollarini tuttuk. Iki konuda sorun vardi. Biri adaptorun calisip calismamasi digeri ise kolibandiyla kablolari tutturma cabamin ne kadar basarili oldugu :P Ki Cagnur’un (kendisine bu nokta tesekkur etmem gerekiyor ama ne hikmetse bedavaya edemiyoruz, illa cikolata, gofret, kestane sekeri olarak etmemiz gerekiyormus o yuzden dusundum ki ve inaniyorum ki tesekkure gerek yoktur, onun icin bir zevktir :P ) gonderdigi kablolar ilk denedigim an calistigina gore oldukca kotuymusum koli bandiyla :ter: .

USB adaptor de ikili bir etki yapti uzerimde. Ilk elime gectiginde -ki siparisi verdikten sonraki 2 haftayi hic saymiyorum- buyuk bir heyecanla ve bu sefer kesin olacak gozuyle baktim ve ta ta taaa adaptor calismiyor, veya yine olmuyor, beceremiyorum. Ustelik adaptoru bilgisayara bile tanitamamistim. Sonra karar verdim ki adaptor bozuk, ebay’deki ilgili saticiya biraz da ustu kapali bozuk mal satmasina hitaben birseyler yazdim. Tam herseyi toparlarken adaptorun uzerinde yer alan iki switch dikkatimi cekti. VCC ve GND. Beklentim adaptorun gucu USB portundan alacagi yonundeydi, halbuki alete harici 5V’luk bir guc gerekiyormus. Sil bastan yeniden duzenegi kurup kasadan cektigim 5 Voltu verirince bu sefer ikinci ta ta taaa. Ama iyi yonden. Cunku adaptor calismisti. Sonra hazir calismisken diger baglantilarini da yaptiktan sonra tekrar HyperTerminal’i acip ayarladim ve o ana geldim. Crtl + Z tusuna basacaktim ve komut satirinin cikmasi gereken yere kocaman bir bosluk olacakti. Her seferinde pur dikkat, bu sefer olacak umuduyla bastigim satira, nasilsa olmayacak seklinde ekrana bile bakmadan umursamazca baktim, masada bardakta duran sudan ictim ve ekrana dondum. Hayir ekranim hala calisiyor! Ama su bogazimda kaliyordu. Cunku o kutsal uc harf yanyana durmustu! “F3 T>” . Sonunda, 2 aydir ugrastigim sey olmustu, PCB’ye erisebilmistim. Gerisini hayal meyal hatirliyorum :P . Ta ki hersey bitip, PCB’nin firmware’ini guncelledikten sonra windows acildiginda Lhotse (K): ‘yi gordum ki o zaman gercek dunyaya dondum. Kaybettigim onca veri eksiksiz olarak orada duruyordu! Simdi gel de ciglik atma, sevinme? :D

Iste bu satirlari bundan 1 hatta 2 ay once yazmam gerekirdi. Ama sevinc sarhoslugu olsa gerek veya ne bileyim tum heyecani kendime saklamami saglayan pintiligim olsa gerek yazmadim :P Simdi is isten gecti ya yazabilirim :D . Ha bi de tabi nazar alabilir yeniden cokebilir riskine karsi 3 farkli harddiske ve 2 farkli DVD setine yedek almadan once yazmak istememis de olabilirim :P

Baslik peki niye boyle? Cunku ben verileri kurtarmadim, sadece onlari dusunmekten kurtuldum :D Bu cok daha rahatlatici oldu.

Uzatmiyorum burada bitiriyorum. Bitirmeden once benzer durumda harddiski olup da datalarini kurtarmanin yolunu arayanlar icin (veya yarin obur gun cokerse yeniden bunlar lazim olacagindan bilgileri de suraya ilistirivereyim):

http://www.msfn.org/board/index.php?s=&showtopic=128807&view=findpost&p=829013


  • emraheski: fotografin alt kosesinde, yol kisminda ne sildigini merak ediyorum. ne vardi da temizledin fotografi? :) anladim evet :)
  • emraheski: aslinda mentiken biraz dogru, biraz da melankolik bir hava var isin icinde. cok yalnizlik cekmis saniyorum robin abimiz.
  • ''sölemem'': Ve biri fotoğrafımı çekecek kadar bu dünyada beni önemsemişti. On numara bir söz.. :) Cidden ama.. :D Buradan fotoğrafını çekmek istediğim ama çekt

Günün sözü, sözün özü

"Useniyorum, tembelim o halde yarin." Zaten boyle diye diye tek bir satir bile yazamiyordum ya. Sorunlari da vardi gerci blogun, duzeldi gibi. Artik "Uzerinde calisiyorum, o halde yarin!"